Türk Felsefesi (Özeti - Duayenleri)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Türk Felsefesi (Özeti - Duayenleri)

Mesaj  Benlioğulları Bir C.tesi Haz. 26, 2010 6:57 pm

Türk Felsefesi
(Özeti-Duayenleri)

Nisan 2010

Furkan Yavuz Benlioğulları

İçindekiler

Genel Özet
Dönem Başlıklarıyla Türk Felsefecileri
Büyük Türk Felsefecileri
İslam Dönemi
Biruni
Farabi
İbn-i Sina
Katip Çelebi

Tanzimat Dönemi
Abdullah Cevdet
Beşir Fuat
Filibeli Ahmet Hilmi
Suphi Ethem

Cumhuriyete Geçiş Dönemi
Halil Nimetullah Öztürk
Hilmi Ziya Ülken
İsmail Hakkı İzmirli
Mehmet Ali Ayni
Mehmet Emin Erişirgil
Mustafa Şekip Tunç

Cumhuriyet Dönemi
Afşar Timuçin
Ahmet Arslan
Arda Denkel
Bedia Akarsu
Betül Çotuksöken
Cemil Meriç
Doğan Özlem
Hüseyin Batuhan
İoanna Kuçuradi
Nermi Uygur
Nurettin Topçu
Nusret Hızır
Teo Grünberg
Teoman Duralı

Kaynakça







Türk Felsefesi

Türk Felsefesi, Orta Asya Türklerinin bazı doğa güçlerine verdikleri kutsiyetin sorgulanmasıyla başladığı sanılan 3000 yıla yakın bir süreci kapsar. Bu süreçte düşünce hayatımız dinlerin tekelinde, önce özgün Türk kültürünün, ardından Çin-Hind kökenli inanç akımların, son olarak da semavi dinler coğrafyasında kutsal kitapların eksenindedir. Tüm bu dönemlerde Türk kültüründeki teslimiyetçi anlayış özgür düşünce ortamının gelişmesini yavaşlatmış, yapılan çalışmalar dinlerin tesirinden kurtulamamıştır. Toplumun savaşçı geleneği ve göçebe yaşam tarzı felsefenin gelişimi için uygun şartların oluşumunu engellemiştir.

Türk felsefesinin bilinen ilk önemli metni İslam dini etkisi altında Uygurca yazılmış Kutadgu Bilig’tir. Yusuf Has Hacib’in 1069’da yazdığı eser bir siyasetname ve ahlak kitabıdır. Yine aynı dönemde 1074’de Kaşgarlı Mahmud Divan’ül-Lügat’it-Türk ile ortaya çıkmıştır. Bu dönemde halkın, İslam düsturlarını kabulü için İslam temelinde gelişen mantık eserleri ortaya konmuştur.

Anadolu Türklerinin, Batı felsefesiyle tanışana kadar İslam’a dayanan felsefeleri vardı. Felsefe, İslam dini içindeki bir etkinlikti ve Arapça-Farsça-Türkçe ile yapılıyordu. İlk akılcı felsefe 9. yüzyılda Mutezile akımıydı. İslam felsefesi Farabi, el-Kindi, İbn-i Sina, Biruni ile Aristoculuğu tanıdı. 8.-13. yüzyıllar arasında Yunan filozofları, tercüme yoluyla İslam felsefesine girdi. Bu gelişme, İslam toplumlarını içinde Yunan felsefesi modasına ve İslami konularda şüphelere sebep oldu. İslam felsefesi bu yüzyıllarda Kelamiye akımıyla akılcılığı din temelinde savundu. Bunlar da Eşariye ve Matüridiye olarak iki kola ayrıldılar. Osmanlı felsefesi geleneksel dini felsefeydi. Hukuk, siyaset, ahlak felsefeleri ve mistik felsefe bu okulların medreselerinde ve sufi akımlarda gelişti. Büyük ölçüde Hüccet’ül-islam İmam-ı Gazali’ye dayanıyor ve İslamî konuların özüne akılcı yaklaşan İbn Rüşd’ü dışarıda bırakıyordu.

Fatih Sultan Mehmet döneminden başlayarak Osmanlı’nın yıkılışına kadar gelen dini tartışma meclisleri fikir taşıyıcılığını devam ettirmiştir. Bu uzun devrede Hz.Hızırın hayatta olup olmadığı, şehitlerin hayata müdahale edip edemeyeceği vb. somutlaştırılamayan İslam eksenli tartışmalar yapılmış, devlet yöneticileri tarafından tertip edilen halka açık fikir toplantıları düzenlenmiştir.

Osmanlı yenileşme düşüncesi Kâtip Çelebi ile başladı. İçtihat kapısının kapanmış olduğuna inanılmış olmasıyla felsefi gelişme de durmuştu. Tanzimat dönemiyle Batılılaşmaya başlayan Türklerde modern felsefe ilk olarak askeri ve teknik alanlarda, medrese dışında kurulan yeni okullarda yerleşti. Avrupalılar, Osmanlı medeniyetine ilim teknik genelinde felsefi zemin hazırladılar ve dini inançları sarstılar. Yanyalı Esat Efendi yeni Aristocu çeviriler yaptı. Avrupa’yı gezen Osmanlı aydınları Avrupa’nın o dönemki kritisist ve pozitivist felsefesinin üstünlüğünü –dönemdeki siyasi ve ilmi başarısızlıkların da etkisiyle- önyargısal olarak kabullendiler.

19. yüzyıldaki yenileşme hareketlerinde Münif Paşa’yla başlayan Batı etkisi, Osmanlı aydınlarını üstün Batı siyaset ve bilimini memlekete uyarlamaya sevk etmiştir. Fransız İhtilali ile Avrupa’da başlayan fikir akımları Doğu toplumlarının aydınları arasında ilgi gördü ve kısmen benimsendi. Yeni Osmanlılar derneğinde toplanan Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi, Agâh Efendi, Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Vefik Paşa Fransız düşünürlerinin etkisinde kaldılar, laik felsefenin ilk başlatıcıları oldular, bu aydınlar geç kalmış Osmanlı aydınlanmacıları ve ansiklopedistleriydi. İlgi alanları felsefe olmamakla beraber Batı tarzı yaşamı ele alırken felsefe ekseninde hareket ettiler. Dönemim yöneticilerini ikna ile bu zihniyeti Osmanlı ülkesinde yaygınlaştırdılar. Bu durum inançlarına ve toplumsal dogmalarına bağlı toplumun yaşam geleneği ile ters düşüyordu. Toplum tarafından rağbet görmediler.

Bu felsefi atılım döneminde Batı dillerinden Türkçeye ilk çevrilen eser 1895’te Descartes’ten İbrahim Efendi’nin çevirdiği Ulumda Taharri ve Hakikate Dair Usul Hakkında Nutuk’tur. İlk pozitivist Beşir Fuat 1887’de intihar etmiştir. Abdülhamit döneminde Jön Türkler Batı felsefesini uyarlamaya çalıştılar. Ahmet Rıza ve Abdullah Cevdet, materyalist felsefe üzerine yazdılar. Meşrutiyetle birlikte gelen özgürlük ortamında ortaya çıkan Türkçü, İslamcı ve Batıcı düşünce akımları bu dönemde zengin düşünce ürünleri ortaya koydular. Maddeci, ruhçu, ahlakçı, ateist, Freudçu, enerjetik, Kantçı, sezgici, milliyetçi düşüncelerin temsilcileri Ahmet Şuayp, Suphi Ethem, Rıza Tevfik, Baha Tevfik, Celal Nuri, Filibeli Ahmet, Ziya Gökalp, Mustafa Şekip, Ahmet Naim, Ahmet Hilmi, Salih Zeki, İsmayıl Hakkı, İsmail Fenni, İsmail Hakkı İzmirli, Mehmet İzzet, Mehmet Ali Ayni, Mehmet Emin Erişirgil’di. Adında felsefe geçen dergiler çıktı: Felsefe, Felsefe Mecmuası, Yeni Felsefe Mecmuası, Ceridei Felsefiye, Felsefe Istılahatı Mecmuası, Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası. Türk felsefecileri İslam ile Batı düşüncesi arasında kalmışlığın sorunlarını irdelediler. Felsefe sorunları din ve çağdaşlaşma tartışması temelindeydi. Tartışmalarda Avrupa medeniyeti model alındı. Dönemin yöneticileri ve aydınları Batı tarzı düşünce sistemlerini benimsedikçe yöneten-yönetilen kültür savaşı ortamı oluştu. Batı felsefesi toplumda yaygınlaştıkça Batı felsefesi temelli bazı akımlar doğdu. Bunlardan en önemlisi, başarıya ulaşıp Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkçülük akımıdır.

Türkçülük akımı Fransız İhtilali ile ortaya çıkan milliyetçilik akımından temellenmiş, görevinden dolayı Avrupa’ya gönderilen veya kaçan aydınların ülkeye fikirlerini aksettirerek gençler arasında yaygınlaştırarak gelişmiş ve İttihatçıların darbesiyle yönetime oturmuştur. Bu dönemde alınan mağlubiyetler ve yapılmaya çalışan ıslahatlara dindar kesimin tepkisi Türkçülük akımını dinden uzak, maddeci zihniyette yapılanmaya itmiştir. Osmanlı’nın yıkılması ile Türkçülük akımı çerçevesinde yürütülen faaliyetler Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşmasına sebep olmuştur. Bu dönemde birçok üniversitede çeşitli felsefe bölümleri kurulmuş, felsefe gelişimi büyük bir ivme kazanmıştır. Fakat bir bütünlük arz eden bir gelişim yerine Avrupa’yı parça parça takip eden bir dağınıklık vardır.

Cumhuriyetten sonra yayımlanan ilk felsefe dergisi Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası’dır (1927). Kurucuları Mehmet Servet ile Hilmi Ziya’dır. Kadrocular bir siyaset felsefesi geliştirmeye çalıştılar. Türk felsefesi gelişirken, Anadolu felsefesi olarak Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Cevat Şakir’le ortaya çıktı, hümanizm gelişti. Nazilerden kaçarak Türkiye’ye gelen bilginlerden Ernst Von Aster felsefe tarihi dersleri verdi. Macit Gökberk, Halil Vehbi, Mazhar Şevket, Nusret Hızır, Haydar Rıfat, Ziyaeddin Fahri, Nermi Uygur, Takiyettin Mengüşoğlu, Bedia Akarsu, Hüseyin Batuhan, Önay Sözer, Cemil Meriç, Erol Güngör, Teoman Durali, İsmail Tunalı, Necla Arat, Mazhar Şevket, Ioanna Kuçuradi, Suut Kemal, Afşar Timuçin, Orhan Hançerlioğlu, Selahattin Hilav, Bedrettin Cömert yeni akımları tanıttılar. Demokrasi döneminde Marksist felsefenin bütün klasikleri tercüme edildi, Varoluşçuluk, yeni pozitivizm, yeni Hegelcilik, yeni Kantçılık ve postmodern filozofların eserleri Türkçeye kazandırıldı. Son yıllarda liberal felsefenin temsilcileri de Türkçeye çevrildi.

Cumhuriyetin ilk döneminde Felsefe Cemiyeti, Felsefe Yıllığı, Felsefe Derneği kuruldu. 1974’de kurulan Felsefe Kurumu, 1979’da Türkiye Felsefe Kurumu adını almıştır. 1987’de Ankara’da bir dernek daha kurulmuştur: Felsefe Derneği. Adı Türk Felsefe Derneği olmuştur.

Başta İstanbul, Marmara, Ankara, Hacettepe ve ODTÜ üniversitelerinde Felsefe Bölümlerinde akademik çalışmalar yapılmıştır. Ortaöğretim kurumlarına da felsefe dersi konularak felsefe hayatın her alanına yayılmaya çalışılmıştır. Felsefenin tanımı, bilgi felsefesi, ahlak felsefesi, siyaset felsefesi, sanat felsefesi, din felsefesi gibi temel konular üzerinden felsefe genç bireylere sevdirilmeye çalışılmaktadır.

Türk felsefe tarihi bir bütünlük arz etmemekle beraber dönemsel olarak inceleyecek olursak Tanzimat Öncesi Dönem, Tanzimat Sonrası Dönem, Geçiş Dönemi, Cumhuriyet Dönemi olmak üzere başlıklara ayırabiliriz.

İslam Dönemi Düşünürleri
Biruni
Farabi
İbn-i Sina Katip Çelebi

Tanzimat Dönemi Düşünürleri
Abdullah Cevdet
Ahmet Şuayp
Baha Tevfik
Beşir Fuat
Filibeli Ahmet Hilmi
Salih Zeki
Suphi Ethem

Geçiş Dönemi Düşünürleri
Ahmet Rıza Bey
Celal Nuri İleri
Halil Nimetullah Öztürk
Hilmi Ziya Ülken
İsmail Fenni Ertuğrul
İsmail Hakkı İzmirli
Mehmet Ali Ayni
Mehmet Emin Erişirgil
Mustafa Şekip Tunç
Rıza Tevfik Bölükbaşı
Ziya Gökalp

Cumhuriyet Dönemi Düşünürleri
Afşar Timuçin
Ahmet Arslan
Arda Denkel
Azra Erhat
Bedia Akarsu
Bedrettin Cömert
Betül Çotuksöken
Cemil Meriç
Doğan Özlem
Halil Vehbi Eralp
Hüseyin Batuhan
İoanna Kuçuradi
İsmail Tunalı
Macit Gökberk
Mazhar Şevket İpşiroğlu
Mehmet İzzet Hattat
Nermi Uygur
Nurettin Topçu
Nusret Hızır
Önay Sözer
Sabahattin Eyüboğlu
Selahattin Hilav
Suut Kemal Yetkin
Teo Grünberg
Teoman Duralı
Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu



















Büyük Türk Felsefecileri

İslam Dönemi Felsefecileri

Biruni

Biruni (Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî. 4 Eylül 973 - 13 Aralık 1048, 1061, Türk kökenli İslam bilgini.) dir. Batı dillerinde adı Alberuni veya Aliboron olarak geçer. Gökbilim, matematik, doğa bilimleri, coğrafya ve tarih alanındaki çalışmalarıyla tanınır.

Kişiliği

El Birûni, astronomi üzerine yaptığı en iyi çalışmayı Gazneli Mahmut'un oğlu Mesut'a sundu. Sultan Mesut da bunun üzerine kendisine bir fil yükü gümüşü hediye edince, "Bu armağan beni baştan çıkarır, bilimden uzaklaştırır." diyerek bu hediyeyi geri çevirdi. Aslında Birûni eczacılıkta uygulamalı eğitime, kitaplardan çok daha fazla önem vermiştir. Birûni, elle tutarak ve gözlemleyerek veri toplamanın insana, kitaptan okumaktan çok daha fazla yarar sağladığına inanmış ve bunu uygulamıştır.
Gerçek bir bilim anlayışına sahip olan Birûni, ırk kavramına da önem vermezdi. Başka bir halkın ileri kültüründen derin bir saygıyla söz ederdi. Aynı şekilde dinler ve düşünceler konusundaki anlatımı sırasında o dinler hakkında itiraz veya eleştiride bulunmadığı gibi, o dindeki deyimleri aynen kullanmasıyla da dikkat çekmektedir. Sanskrit dilinden Arapça'ya çevirdiği Potancali adlı kitabının önsözünde "İnsanların düşünceleri türlü türlüdür, dünyadaki gelişmişlik ve esenlik de bu farklılığa dayanır." şeklinde yazmıştır.

Eserleri

Çok yönlü bir bilim adamı olan El Birûni, ilköğrenimini Yunan bir bilginden aldı. Tanınmış ve seçkin bir aileden gelen Harezmli matematikçi ve gökbilimci Ebu Nasr Mansur tarafından kollanan El Birûni, ilk çalışmalarını bu âlimin yanında yaptı. İlk eseri, "Asar-ül-Bakiye"dir.
El-Birûni’nin eserlerinin sayısı yüz seksen civarındadır. Yetmiş adet astronomi ve yirmi adet de matematik kitabı bulunmaktadır. Tıp, biyoloji, bitkiler, madenler, hayvanlar ve yararlı otlar üzerinde bir dizin oluşturmuştur. Ancak bu eserlerden sadece yirmi yedisi günümüze kadar gelebilmiştir. Özellikle Birûni'nin eserlerinin Ortaçağ'da Latince'ye çevrilmemiş olması, kitaplarının ağır bir dille yazılmış olmasının bir sonucudur. Ancak Birûni kendisinin de dediği gibi, yapıtlarını sıradan insanlar için değil bilginler için yazmaktaydı.
Yine "Zîci'nin Temelleri" adlı yapıtının 12. yüzyılda Abraham ben Ezra tarafından İbranice'ye çevrildiği bilinmektedir. Batı'nın Birûni ilgisi ise 1870'lerde başladı. O günden bugüne Birûni eserlerinin bazılarının tamamı veya bir kısmı Almanca ve İngilizce'ye çevrildi.
Mektuplarından, Birûni'nin Aristo'yu bildiği anlaşılır. İbn Sina gibi önemli bilginlerle beraber çalışan Birûni, Hindistan'a birçok kez gitti. Bu nedenle Hindistan'ı konu alan bir kitap yazdı. Onun bu kitabı birkaç dile çevrildi. Birûni’nin bir tane de romanı vardır.

Felsefe ve Din Eserleri:
Hint tarihi hakkında da kitap yazan Birûni, Hintlilerin inandığı boş inançları, inanışlarını, yaşam biçimlerini ve gelenek-görenekleri çok ayrıntılı olarak anlatmıştır. Bunu yaparken tamamen tarafsız ve önyargılardan uzak davranmıştır.
Bilimsel bakış açısı olarak İbn Sina'nın Aristo tarzı düşüncesine karşı çıkan Birûni, tek tanrı inancını benimseyerek evrenin bir başlangıcının olduğunu ve öncesiz bir evrenin tanrının gereksiz sayılması demek olduğunu savunmuştur. İbn Sina'nın bu tarz yaklaşımına sürekli karşı çıkan Birûni'nin İbn Sina ile yazışırken yaptığı tartışmalardan bir kısmı günümüze kadar ulaşmıştır. Öte yandan Birûni, astroloji gibi bilim sayılmayan bir konuyla da ilgilenmiş ve "Kitabu't Tefhim fî Evaili Sanaati’t-Tencim" adında bir astroloji eseri yazmıştır. Ancak simya, efsun, büyü gibi diğer akıl dışı alanlar üzerinde çalışmadığı gibi bunlara karşı çıkmıştır. Bunun yanında Birûni, devletlerin tarihlerini incelerken ekonomik nedenleri araştırarak, devletlerin ilişkilerinin altında dinî nedenler aranmasının yanlış olduğunu öne sürmüştür.
Batı'da "Aliboron" adıyla bilinen Birûni'nin yapıtları birçok Batı diline çevrilmiştir. Birûni, hiçbir eserinde tek bir bilime veya konuya bağlı kalmadan, bilimi tek bir bütün olarak gören bir bilim adamıdır. Birûni'nin onlarca yapıtı arasında en çok bilinenleri aşağıdaki gibidir:

• EI-Asâr'il-Bâkiye an'il-Kurûni'I-Hâli-ye
• EI-Kanûn'ül-Mes'ûdî
• Kitab'üt-Tahkîk Mâ li'I-Hind
• Tahdîd'ü Nihâyeti'l-Emâkin li Tas-hîh-i Mesâfet'il-Mesâkin
• Kitabü'I-Cemâhir fî Ma'rifet-i Cevâ-hir
• Kitabü't-Tefhim fî Evâili Sıbaâti't-Tencim
• Kitâbü's-Saydele fî Tıp

Farabi

Farabi (Abū Nasr Muhammad al-Fārāb) d. 870 Farab - ö. 950 Şam), İslam felsefecisi. İbni Ebi Üseybia, Şemseddin eş-Şehrezûrî'ye dayananlara göre Fars.Ancak Farabi'nin hayatta hiç kullanmadığı nisbe al-Torkī yi ilave ederek Türkî ailenin çocuğu olduğunu iddia eden İbni Hallikan'a dayanarak Türk olduğunu söyleyenler de vardır.
Asıl adı Muhammed bin Tahran bin Uzlug olan ve Batı kaynaklarında "Alpharabius" adıyla anılan Farabi, Farab (Otrar kenti)'da doğduğu için Farabi (Farablı) diye anılır. İlköğrenimini Farab’da, medrese öğrenimini Rey ve Bağdat’ta gördükten sonra, Harran’da felsefe araştırmaları yaptığı yıllarda tanıştığı Yuhanna bin Haylan’la birlikte Aristoteles’in yapıtlarını okuyarak gezimciler okulunun ilkelerini öğrendi. Halep’te Hemedani hükümdarı Seyfüddevle’nin konuğu oldu.
Farabi'yi anlatan kitaplar, İslam âleminde Ebul Hasan el-Beyhaki, İbn-el-Kıfti, İbn bu Useybiye, İbn el-Hallikan adlı yazarlar tarafından Farabi'nin ölümünden birkaç yüzyıl sonra gerçekleştirildi. Ama bu yapıtlar, birer araştırma olmaktan çok, Farabi'yle ilgili söylenceleri derliyor, bir felsefeciyle değil, bir ermişi açıklıyordu.
Aristoteles’in ortaya attığı madde ve suret kavramını hiçbir değişiklik yapmadan benimseyen, eşyanın oluşumunda, yani yaradılışta madde ve sureti iki temel ilke olarak gören Farabi’nin fiziği de, metafiziğe bağlıdır. Buna göre, evrenin ve eşyanın özünü oluşturan dört öğe (toprak, hava, ateş, su) ilk madde olan el-akl-ül-faalden çıkmıştır Söz konusu dört öğe, birbirleriyle belli ölçülerde kaynaşır, ayrışır ve içinde bulunduğumuz evreni (el-alem) oluştururlar.
Farabi, ilimleri sınıflandırdı. Ona gelinceye kadar ilimler trivium (üçüzlü) ve quadrivium (dördüzlü) diye iki kısımda toplanıyordu. Nahiv, mantık, beyan üçüzlü ilimlere; matematik, geometri, musiki ve astronomi ise dördüzlü ilimler kısmına dâhildi. Farabi ilimleri; fizik, matematik, metafizik ilimler diye üçe ayırdı. Onun bu metodu, Avrupalı bilginler tarafından kabul edildi.
Hava titreşimlerinden ibaret olan ses olayının ilk mantıklı izahını Farabi yaptı. O, titreşimlerin dalga uzunluğuna göre azalıp çoğaldığını deneyler yaparak tespit etti. Bu keşfiyle musiki aletlerinin yapımında gerekli olan kaideleri buldu. Aynı zamanda tıp alanında çalışmalar yapan Farabi, bu konuda çeşitli ilaçlarla ilgili bir eser yazdı.
Farabi insanı tanımlarken “âlem büyük insandır; insan küçük âlemdir.” Diyerek bu iki kavramı birleştirmiştir. İnsan ahlakının temeli, ona göre bilgidir; akıl iyiyi kötüden ancak bilgiyle ayırır.

Bazı Eserleri
• El-Medinetü'l-Fazıla (Fazilet Şehri: Toplumun İlkeleri Üstüne Kitap)
• Es-Siyaset-ül Medeniyye (Siyaset Ahlakı)
• Risale fi Ma'anii'l-Akl (Aklın Anlamları)
• İhsa el-Ulûm musiki el-Kebir (Büyük Müzik Bilimlerin Sayımı)
• Kitâb El Mûsikî El Kebir
• Kitâb Fi’l Mûsikî
• El Müdhal Fi’l-Mûsikî
• Kitâb Ustukısat
• İlm El-Mûsikî
• İhsa’el-Ulûm
• Kitab Fi’lhsâ’el-İkâ
• Kitabü’l-Mûsiki
• Kitâb At Advar
• Kitabül-Farab


İbn-i Sina

İbn-i Sina (Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi), Latince: Avicenna; d. 980, Buhara yakınları - ö. 1037, Hemedan), filozof, hekim ve çok yönlü bir bilim adamıdır.

Samanoğulları sarayı kâtiplerinden Abdullah Bin Sina'nın oğlu olan İbn-i Sina (Batı'da Avicenna adıyla tanınır), babasından, ünlü bilgin Natili'den ve İsmail Zahit'ten ders aldı. Geometri (özellikle Eukleides geometrisi), mantık, fıkıh, sarf, nahif, tıp ve doğabilim üstüne çalışmalar yaptı. Farabi'nin el-İbane's aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenip, hastalanan Buhara prensini iyileştirince (997) saray kütüphanesinden yararlanma olanağına kavuştu. Babası ölünce, Cür-can'da Şiraz'lı Ebu Muhammed'ten destek gördü (Tıp Kanunu'nu Cürcan'da yazdı). Çağında tanınan bütün Yunan filozoflarının ve Anadolu doğacılarının yapıtlarını incelemiştir.

Metafizik
İbn-i Sina gazili kendisinden önceki filozofların görüşleri ile kelam-cılarınkini uzlaştırmaya çalışmış, Aristoteles'in metafiziği ile kelamcıların ve yeni eflatuncuların düşüncelerini birleştirerek yeni bir bireşim ortaya koymuştur. İbn-i Sina'ya göre metafiziğin temel konusu, "vücudu mutlak" olan Allah ile yüce varlıklardır. Vücut (var olan) üçe ayrılır: Olası varlık ya da ortaya çıkan ve sonra yok olan varlık; olası ve zorunlu varlık (tümeller ve yasalar evreni, kendiliğinden var olabilen ve bir dış neden sayesinde gerekli olan varlık); özü gereği gerekli olan varlık (Allah). İbn-i Sina Allah'ı "Vahdet-i Vücud" yani 'varlığı zorunlu olan' olarak belirtir ve bu fikir ona hastır. Varlık'ı temel konu alan metafizik, gerekli bir bilim dalıdır.

Ruhbilim
İbn-i Sina, ruhbilimin, metafizik ile fizik arasında bağlantı kuran ve bu iki bilimden de yararlanan bir bilgi alanı olduğunu savunmuş, ruhbilimini üç ana bölüme ayırmıştır: Akıl ruhbilimi; deneysel ruhbilim; tasavvuf ya da gizemci ruhbilim. İnsanların ruhlarının müzikle tedavi edilebileceğini öne sürmüş ve bu yöntemi geliştirmiştir.

Akıl
Bu konudaki görüşleri Aristoteles ve Farabi'den farklı olan İbn-i Sina'ya göre, akıl 5 çeşittir:
-Bilmeleke (ya da 'olası akıl' açık-seçik ve zorunlu olanları bilebilir)
-He-yulâni akıl (bilmeyi ve anlamayı sağlar)
-Kutsi akıl (aklın en yüksek aşamasıdır ve her insanda bulunmaz)
-Muste-fat akıl (kendisinde bulunanı, kendisine verilen "makûllerin " suret'lerini algılar)
-Bilfiil akıl ("makûl"leri yani kazanılmış verileri kavrar).
İbn-i Sina, akıl konusunda, Eflatun'un idealizmi ile Aristoteles'in deneyciliğini uzlaştırmaya, birleştirici bir akıl görüşü ortaya koymaya çalışmıştır.

Bilimlerin sınıflandırılması
İbn-i Sina'ya göre bilimler madde ve biçim ilişkisi bakımından üçe ayrılır:
-El-ilm ül-esfel (Doğa bilimleri ya da aşağı bilimler), maddesinden ayrılmamış biçimlerin bilimidir.
-Mabad-üt-tabia (metafizik), el-ilm'üll-âli (mantık ya da yüksek bilimler) maddesinden ayrılan biçimlerin bilimleridir.
-El-ilm ül-evsat (matematik ya da orta bilimler) ancak insanın zihninde maddesinden ayrılabilen, bazen maddesiyle birlikte, bazen ayrı olan biçimlerin bilimidir.
Kendisinden sonraki Doğu ve Batı filozoflarının çoğunu etkileyen İbn-i Sina, müzikle de ilgilenmiştir. 250'yi aşkın yapıtının başlıcası olan Şifa ve Kanun, felsefenin temel yapıtı sayılarak, uzun yıllar boyunca pek çok üniversitede okutulmuştur.

Başlıca yapıtları
• El-Kanun fi't-Tıp, (ö.s), 1593, "Tıpta Kanun"(Tıp ile ilgili zamanının bilgilerini ihtiva eder. Orta çağda dört yüz yıl Batı'da ders kitabı olarak okutulmuştur. Latinceye on çevirisi yapılmıştır.)
• Kitabü'l-Necat, (ö.s), 1593, ("Kurtuluş Kitabı" Metafizik konularda yazılmış özet bir eserdir. )
• Risale fi-İlmü'l-Ahlak, (ö.s), 1880, ("Ahlak Konusunda Kitapçık")
• İşarat ve'l-Tembihat, (ö.s), 1892, ("Belirtiler ile ilgili eserdir.)
Kitabü'ş-Şifa, (ö.s), 1927, ("Mantık, Matematik, Fizik ve İlahiyat yani Metafizik konularında yazılmış on bir ciltlik hacimli bir eserdir. Birçok kereler Latinceye çevrilmiş ve ders kitabı olarak okutulmuştur.").Mantık bölümü, Mantık, Musiki ve Hitabet kitaplarından meydana gelir. Matematik bölümünde Aritmetik, Geometri ve Astronomi kitapları yer alır. Tabiat veya Fizik bölümünde ise, Fizik, Kimya, Mineroloji


Kâtip Çelebi

1608 İstanbul’da doğdu. Babasının adı Abdullah’tır. Babası, Osmanlı devlet ve siyâset adamlarının yetiştirildiği Enderûn kurumunda eğitim görerek yetişmiş bir askerdir. Mustafa bin Abdullah, ordu kâtipliğinde bulunduğu için ulema ve halk arasında “Kâtip Çelebi” diye tanındı. Hacca gittiği ve başmuhasebeci ikinci halifesi olduğu için “Hacı Halîfe” ismiyle meşhur oldu. Babası aydın bir kişi olduğu için daha beş-altı yaşlarında onu eğitmeye başladı. On dört yaşına kadar çeşitli hocalarından dini ve pozitif bilim eğitimi aldı.
On dört yaşında Anadolu muhasebesi kalemine kâtip oldu. 1624 yılında babasıyla birlikte Tercan, bir sene sonra da Bağdat Seferi'ne çıktı. Dönüşte babası bir müddet Diyarbakır’da kaldı. 1627-1628’de Erzurum kuşatmasına katıldıktan sonra İstanbul’a geldi ve yaklaşık iki yıl, Bağdat Seferi'ne katılana kadar, Kâdızâde’nin derslerine devam etti. 1630 Bağdat kuşatmasında ordunun defterini tuttu. Seferden sonra tekrar İstanbul’a dönerek Kâdızâde’nin katıldı. 1633-1635 Halep Seferi'nde hacca gitme fırsatı buldu. Dönüşte bir kış Diyarbakır’da kalıp oradaki bilgin ve aydınlarla görüştü. 1635 senesinde Sultan Dördüncü Murat ile Revan Seferine katıldı. On yıl kadar çeşitli savaşlarda bulunduktan sonra İstanbul’a döndü ve çeşitli alanlardaki bilimlerle uğraşır oldu.
A’rec Mustafa Efendi, Ayasofya dersiamı(öğretim görevlisi) Abdullah Efendi ile Süleymâniye dersiâmı (öğretim görevlisi) Mehmed Efendi’den ders aldı ve A’rec Mustafa Efendiyi kendisine üstâd edindi. Bir taraftan kendisi öğrenirken, diğer yandan birçok öğrenciye ders verdi.
1645’te Girit Seferi'ne katılması sayesinde haritaların nasıl yapıldığını inceleme fırsatını buldu ve bu konuyla ilgili eserlerde çizilen haritaları gördü. Bu arada görevinden ayrılarak, üç yıl devlette çalışmadı. Bu üç yıl içinde bazı öğrencilerine çeşitli konularda dersler verdi. Yine bu zaman içinde sık sık hastalandığı için, tedavi çareleri bulmak amacıyla, çeşitli tıp kitaplarını okudu. Pek çok eserini bu yıllarda yazmıştır.
Kâtip Çelebi 1656 yılında vefat etti. Mezarı, Vefa’dan Unkapanı’ndaki Mahmûdiye (Unkapanı) Köprüsüne inen büyük caddenin sağ kenarındadır.
Kâtip Çelebi çalışkan, iyi huylu, vakarlı, az konuşan, çok yazan biri olarak bilinir. Arapça, Farsça yanında Lâtince'yi de bilirdi. Osmanlı Devleti'nde Batı bilimleriyle fazla ilgilenen ve Doğu bilimleriyle karşılaştırıp sentezini yapan ilk Türk bilim adamlarından biridir.

Eserleri

1. Keşfü'z-Zünûn an Esâmi'l-Kütüb vel-Fünûn: Arapça, çok kıymetli bir eserdir. On beş bine yakın kitap ve on bine yakın müellifi tanıtan büyük bir bibliyografya ansiklopedisi mâhiyetindedir. Mısır’da, Almanya’da, İstanbul’da basıldı. Lâtinceye de çevrilmiştir.
2. Cihannümâ: En eski coğrafya kitabımızdır. Haritalarıyla birlikte İbrâhim Müteferrika matbaasında basılmıştır. Daha sonra yazılacak coğrafya kitaplarımıza kaynak teşkil edebilecek bu eser, Avrupa dillerine çevrilmiştir.
3. Tuhfet-ül Kibâr fî Esfâr-il Bihâr: Denizcilik târihi bakımından önemli bir eserdir. Osmanlı Devleti zamanındaki deniz savaşlarını ele almaktadır.
4. Takvîm-üt-Tevârîh: 1648 târihine kadar yaşanmış olayların kronolojik açıklamasını içerir. Arapça ve Farsça dillerinde basılmıştır.
5. Fezleket-üt-Tevârîh: Bir mukaddime, üç usûl ve bir son sözden ibâret olan bu eser, varlıkların başlangıcı, peygamberlerin ve hükümdârların târihi diye hülâsa edilebilecek bir târih kitâbıdır.
6. Fezleke: Fezleket-üt-Tevârih’in devamı niteliğindedir. 1591’den 1654 tarihine kadar yaşanmış olayları anlatır. 1879’da iki cilt olarak basılmıştır.
7. Kânûnnâme,
8. Târîh-i Firengî Tercümesi,
9. Târîh-i Kostantiniyye ve Kayâsire,
10. İrşâd-ül-Hayâfâ ilâ Târîh-ul-Yunân ver-Rûm,
11. Süllem-ül-Vusûl ilâ Tabakât-ilFuhûl,
12. İhlâm-ül-Mukaddes,
13. Tuhfet-ül-Ahfâr fil-Hikem ve’l-Emsâl ve’l-Eş’âr,
14. Dürer-i Müntesira vel Gurer-i Münteşira,
15. Düstûr-ül-Amel fî Islâhil-Hâlâl,
16. Beydâvî Tefsîri Şerhi,
17. Hüsn-ül-Hidâye,
18. Resm-ür-Recm bis-Sim ve’l-Cîm,
19. Câmi-ul-Mütûn min Cüll-il-Fünûn,
20. Mîzân-ül-Hak fî İhtiyâr-il-Ehak.

Tanzimat Dönemi Felsefecileri

Abdullah Cevdet

Arapgirli tabur imamı Hacı Ömer Bey'in oğludur. Elazığ Askeri Ortaokulu'ndan ve Kuleli Askeri Lisesi'nden mezun oldu. 1894 yılında Askeri Tıbbiye'yi bitirdi. Okul sıralarında edebiyata merak sardı ve Abdülhak Hamid'in isteğine uyarak şiirlerini kitap haline getirdi.
Ömer Cevdet adıyla yayımladığı bu ilk eserlerinde özellikle Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamid ve Halit Ziya'nın etkileri sezilir. 1894'ten sonra İttihatçı gençlerin, özellikle İttihat ve Terakki kurucularından olan yakın arkadaşı İbrahim Temo'nun etkisiyle, siyasi sorunlara eğildi. İttihatçıların faaliyetlerine katıldı. Tehlikeli olmaya başladığı anlaşılınca, 1895'te tutuklanarak İstanbul'dan uzaklaştırılmak amacıyla, Trablusgarp Merkez Hastanesi'nin göz hekimliğine getirildi.
Fakat cemiyet adına çalışmalarına orada da devam etti. Fizan'a sürüleceğini anlayınca, önce Tunus'a kaçtı, oradan 1897 yılında Fransa'ya geçti. Daha sonra da, Cenevre'ye yerleşerek; Tunalı Hilmi ve Mehmet Reşit'in orada kurdukları Osmanlı İtilaf Fırkası'na katıldı. İshak Sükûti ile birlikte derneğin yayın organı olan Osmanlı gazetesini çıkardı.
1912'de yayımladığı "Pek Uyanık Bir Uyku" başlıklı yazısı Kemalist dönemde yapılacak reformların bir özeti niteliğindedir.
Abdullah Cevdet hakkında en önemli monografi Şükrü Hanioğlu tarafından kaleme alınan “Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet” ve Dönemi (Üçdal Neşriyat, İstanbul, 1981) başlıklı çalışmadır.
Büyük bir pozitivist olan Abdullah Cevdet, “Fünun ve Felsefe” ile Fizyolacya-i Tefekkür kitaplarında bu fikirlerini işlemiştir.

Eserleri

Hiç ,(1890) [şiir]
Türbe-i Masumiyet, (1890) [şiir]
Tulûat, (1891) [şiir]
Ramazan Bahçeleri (1891)
Dimağ (1890) [fikri eser]
Fizyolacya-i Tefekkür (1892) [fikri eser]
Fünun ve Felsefe (1897) [fikri eser]

Çevirileri
Weber'den "Asırların Panoraması",
Gustave Le Bon'dan "Asrımızın Hususu Felsefiyesi"
Hayyam'dan "Rubaiyat"
Mevlana'nın Divanından Seçmeler
Gustave Le Bon'dan "Dün ve Yarın" (1921),
Gustave Le Bon'dan "İlm-i Ruh-i İçtimai" (1924),
Gustave Le Bon'dan "Ameli Ruhiyat" (1931).



Beşir Fuat

Beşir Fuat (1852–1887), Türk, asker ve yazardır.

Fatih Rüştiyesi, Halep Cizvit Mektebi, İstanbul Askeri İdadisi, Mektebi Harbiye'yi bitirerek Sultan Abdülaziz'in yaveri oldu. 76 ve 78 savaşlarına katıldı. 1884'de askerliği bıraktı, düşünce hayatına başladı.

Ceride-i Havadis'in başyazılarını yazdı, Tercüman-ı Hakikat ve Saadet'de yazdı. Haver ve Güneş dergilerini çıkardı. Pozitivizm ve materyalizmi tanıttı, Batı yazarlarını çevirdi. İngilizce, Almanca ve Fransızca biliyordu.

Düşünce hayatına geçtikten sonra bilime ve felsefeye ilgi duymuş, gazetelerde bilimsel, felsefî ve askeri yazılar yayınlamıştır. Romantik Osmanlı şairlerini eleştirerek artık bilime ters düşen şiir yazma döneminin kapandığını savunmuş ve bu konuda Menemenlizade Tahir ile şiddetli bir tartışmaya girişmiştir. Namık Kemal'i dahi hafife alarak yazdığı yazıları nedeniyle Osmanlı basınında fazla destek bulamadıysa da Ahmet Mithat Efendi tarafından savunulmuştur.
Kendi ifadesine göre annesi gibi sinir hastalığı sonucu ölmek istemediği için bileklerini keserek intihar etmiştir. Ancak ölüm sırasında hissedilenleri bilimsel bir gözlem olarak kaydetmeyi de amaçlamış, arkasında birkaç satırlık bir tasvir bırakmıştır. Bu metin ve intiharıyla ilgili mektupları Ahmet Mithat Efendi Beşir Fuat isimli eserinde yayınlamıştır. Cesedini kadavra olarak Tıbbiye'ye bağışladıysa da bu isteği yerine getirilmemiştir.

Eserleri

• Victor Hugo
• Miftah-ı Fransevi
• Beşer
• Voltaire
• İntikad
• Miftah-ı Usul-i Talim
• Mektubat

Filibeli Ahmed Hilmi

Ahmed Hilmi veya daha çok bilinen ismiyle Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi (1865-1914) tanınmış Türk mutasavvıf ve düşünürü. Vahdet-i Vücud inancının sadık takipçilerinden olan Ahmed Hilmi, çağdaşı maddeci düşünürleri yoğun biçimde tenkit etmiş, anti-maddeci eserler kaleme almıştır.

Filibe doğumlu olan Ahmed Hilmi bu nedenle Filibeli Ahmed Hilmi olarak anılmıştır. Babasından dolayı da Şehbenderzâde olarak anılmıştır. İlk eğitimini Filibe'nin müftüsünden alan Ahmed Hilmi, daha sonra ailesiyle birlikte İzmir'e taşınmıştır. Eğitimini Galatasaray Lisesi'nde tamamladıktan sonra Düyun-ı Umûmiyye'de çalışmaya başlamış, Beyrut'a atanmıştır. Siyasi bir mesele nedeniyle Beyrut'tan Mısır'a kaçmış, 1901'de tekrar İstanbul'a dönmüş fakat Fizan'a sürülmüştür. Tasavvufa olan ilgisi büyümüş, özellikle Vahdet-i Vücud düşüncesine inanmaya başlamıştır. Tasavvufi yönü fikirlerini büyük oranda etkilemiştir.
Meşrutiyetin ilanıyla 1908'de İstanbul'a dönmüştür. Burada İttihat-ı İslam adlı bir haftalık gazete çıkarmaya başlamış fakat bu gazete uzun soluklu olmamış ve sonunda başka gazetelerde yazmaya başlamıştır. 1910'da Hikmet isimli bir haftalık gazete yayımlamaya başlamış, yine aynı yıl Hikmet Matbaa-yi İslâmiyesi'ni kurmuştur.
İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni eleştirmeye başlamıştır. Düşünceleri dönemde cemiyetin karşıtı olan görüşlerle de uyuşmadığı için birçok düşman kazanmıştır. Eleştirilerini ve görüşlerini en çok Hikmet gazetesinde yayımlamış, gazeteyi günlük çıkartmaya başlamıştır.
Düşünceleri nedeniyle Hikmet gazetesi matbaası ile birlikte yasaklanıp kapatılmış, kendisi de Bursa'ya sürgüne gönderilmiştir. Fakat daha sonra sürgünden dönünce Hikmet gazetesini tekrar yayımlamaya başlamıştır. Yine de gazetesinin ömrü, yayımladığı fikirleri nedeniyle uzun olmamıştır.
Ekim, 1914'te zehirlenerek ölmüştür. Zehirlenmesinin nedeni ve durumu tam olarak bilinememektedir. Masonlukla ve Siyonizm ile mücadele eden ilk kişilerdendir. Dolayısıyla ısrarla karşı çıktığı ve düşmanı olmuş masonlarca zehirlendiği söylenmektedir.

Eserleri
“Allah'ı İnkar Etmek Mümkün Mü?”
(1327)Yirminci Asırda Alem-i İslam ve Avrupa- Müslümanlara Rehberi Siyaset
(1992) Senusiler ve Abdulhamid
(1332) Huzur-ı Akl-u Fende Maddiyyun meslek-i dalaleti.
(1909) Cevaplarımız,
(1909) Siyaset-i İslamiyye,
(1910) “İçtimaiyyat”: Din, Hikmet ve Fen Karşısında Feminizm Yani Kadınların Bais-i Felaketi Olan Nisaiyyun Mesleği”
(1910) “İçtimaiyyat”: Din, Hikmet ve Fen Karşısında Feminizm Yani Kadınların Bais-i Felaketi Olan Nisaiyyun Mesleği”
(1910) “Japonya’da İstikbal-i İslam ve Hacı Ömer Yamaoka Efendi’nin Fikri”, (1910) Meşrutiyet’te Mana-yı Müsavat,
(1910) “İçtimaiyyat, İslam, Kadınlar ve Mazi, Hal ve İstikbal”
(1911) İstibdadın Vahşetleri yahut Bir Fedainin Ölümü
(1911) Tarihi İslam
(1971) İslam Tarihi
(1912) Mebahis-i Siyasiyye: Müfrit Adem-i Merkeziyet ve Anasır-ı Osmaniyyenin Menfaati
(1912) Bir Millet Nasıl Mahvolur, Hikmet (daily), No. 24, 24 August 1912.
(1912) Elvah-ı Hayat, Türklerin Elemli Mukadderatından Bir Yaprak, Hikmet n. 29.
(1912) Mebahis-i Siyasiye: Kavmiyet Asrı ve Bizim Nasyonalizm Cereyanları

(1327–1911) Darülfünun Efendilerine Tahriri Konferans “Hangi Meslek-i Felsefeyi Kabul Etmeliyiz”
(1910) Hey’et-i Hikmet, İttihat ve Terakki’nin Dostu Kim, Düşmanı Kim?
(1910) Pek Müşkil Bir Vaziyet: Milliyet Meselesi ve Karşısında Türkler
(1912) Millet-i Hâkime Düşüncesi ve Türklerin Müşkil Mevkii
(1966) Müslümanlar Uyanın, Bedir Yayınevi
(1326) “İçtimaiyyat”: Din, Hikmet ve Fen Karşısında Feminizm Yani Kadınların Bais-i Felaketi Olan Nisaiyyun Mesleği
(1326) A'mak-ı Hayâl

Suphi Ethem

Suphi Ethem (1880'ler - 1920/23?) (Subhi Edhem, İsmail Suphi) Türk, Osmanlı evrimci, pozitivist ve materyalist bir düşünür ve yayıncı.

Almanya'da veterinerlik (baytar) eğitimi aldı.Suphi Ethem, 1910 yılı sonu ya da 1911 yılı başlarında İsmail Suphi olan adını değiştirmiştir. Muhtemelen 1923'te ölmüştür.Suphi Ethem, İkinci Meşrutiyet sonrası oluşan ortamda öne çıkan Osmanlı aydınlarındandır. Evrimci felsefeden etkilenmiş ve bu felsefeyi Osmanlı'da temsil etmiştir.
Suphi Ethem, botanik tarihiyle ilgili bilinen ilk Türkçe eser olan 'İlm-i Nebâtât Târîhi'nde bilimsel öğretim ve araştırma bakımından bilim tarihi ve bilimsel yöntem bilincinin önemini göstermiş ve kavratmaya çalışmıştır.
Suphi Ethem'in Bergsonculuğun Türkiye'ye girişi ile beraber düşünce alanında ortaya çıkan canlılık ve çeşitliliğe katkısı olmuştur.Genç Kalemler'in yazı kurulu üyesidir.
Suphi Ethem'in çıkardığı dergiler; Hüsün ve Şiir, Tabiat, Beşer ve Tabiat
Suphi Ethem'in yazılarının çıktığı yayınlar: İzmir, Neyyir-i Hakikat, Genç Kalemler, Muhit-i Mesai, Yeni Felsefe Mecmuası, Felsefe Mecmuası, Zekâ, Serbest Fikir, Yeni Dünya, Servet-i Fünun, Büyük Duygu.


Eserleri
• İdic*, İstanbul 1909
• Ulum-i Tabiyye Lügatı, Manastır 1911
• Darwinizm, Manastır 1911
• Sosyoloji, Manastır 1911
• Tarih ve Müverrihler, Selanik 1912
• Hayat ve Mevt, İstanbul 1913
• Lamarkizm, İstanbul 1914
• İlmi Nebatat Tarihi, İstanbul 1917
• Fen Adamları, İstanbul 1917
• Nevsal-i Baytari, İstanbul 1918
• Bergson ve Felsefesi, İstanbul 1919



Geçiş Dönemi Aydınları

Halil Nimetullah Öztürk

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Paris'te felsefe okudu. 1910'da Dârülfünün'da felsefe ve içtimaiyat öğretim görevlisi, 1928'de müderrisi oldu. Dârülfünün yerine üniversite kurulunca liselerde felsefe öğretmenliği yaptı. Dil devriminden sonra Türkçenin yabancı kelimelerden arınması konusunda birçok inceleme ve yazı yayımladı. Türk Dil Kurumu'nda eski metinler üzerinde çalıştı.

Eserleri
• Dilde Osmanlıcadan Türkçeye
• Toplumbilim, (1944)

Hilmi Ziya Ülken

Prof.Dr. Hilmi Ziya Ülken, (d. 3 Ekim 1901, İstanbul – ö. 5 Haziran 1974, İstanbul). Türk düşünce yaşamında ve Türkiye'de bir felsefe geleneğinin oluşmasında büyük etkisi olmuş felsefeci ve sosyologtur.
İstanbul Sultanisi’ni (İstanbul Lisesi) (1918) ve Mekteb-i Mülkiye’yi (A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi) bitirdi (1921). Aynı yıl Darülfünun-ı Osmani (bugün İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi Beşeri Coğrafya Kürsüsü’ne asistan oldu. Aynı fakültede felsefe tarihi ve sosyoloji öğrenimi gördü. 1933’e değin sosyoloji, felsefe, tarih ve coğrafya öğretmenliği yaptı.
Umumi İçtimaiyat (1931), Türk Tefekkürü Tarihi (1932-33, 2 cilt) adlı kitapları yayımlandıktan sonra uzmanlık eğitimi için Almanya'ya gitti (1934). Türkiye’ye döndükten sonra İ. Ü. Edebiyat Fakültesi’nde Türk Tefekkür Tarihi Kürsüsü’ne doçent olarak atandı (1935). 1944 yılında profesör, 1957 yılında ordinaryüs profesör oldu. 1973’te A. Ü. İlahiyat Fakültesi’nden emekli oldu. Hilmi Ziya Ülken, 1938-1943 yılları arasında İnsan dergisini yayımladı ve Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Dergisi’ni yönetti. Türk düşünce tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla sosyal bilimlere önemli katkılar sağlamış olan Ülken 5 Haziran 1974’te İstanbul’da öldü.

Eserleri

• Umumi İçtimaiyat (1931)
• Aşk Ahlakı (1931)
• Türk Tefekkürü Tarihi (1933–34)
• İnsanî Vatanperverlik (1933)
• Türk Filozofları Antolojisi (1935)
• Türk Mistisizmini Tetkike Giriş (1935)
• İçtimai Doktrinler Tarihi (1940)
• Ziya Gökalp (1942)
• Dini Sosyoloji (1943)
• Şeytanla Konuşmalar (1943)
• İslam Düşüncesi (1946)
• Ahlak (1946)
• Millet ve Tarih Şuuru (1948)
• Sosyolojinin Problemleri (1953)
• Veraset ve Cemiyet (1957)
• Tarihî Maddeciliğe Reddiye (1958)
• Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi (1966)
• Eğitim Felsefesi (1968)
• İslam Felsefesi (1969)
• Varlık ve Oluş (1969)
• Bilgi ve Değer
• Posta Yolu (1941) [roman]
• Yarım Adam (1942) [roman]

İsmail Hakkı İzmirli

Hicri 1285 de İzmir'de doğdu. Babası Yüzbaşı İzmirli Hasan Efendi, Annesi Kandiyeli Hafize hanımdır.İlk ve Orta Tahsilini İzmir'de yaptı. İkiçeşmelik İbtidai Mektebi'ni ve Rüştiye'yi bitirdi. Babasının Amcası Ama Hafız'dan Qur'an Hıfzını tamamladı. Medrese Dersleri'ne devam etti, Kamil Efendi'den Farsca okudu. Bu arada Şazeli Tarikatı’ndan da İcazet aldı. Rüşdiye'yi bitirdikten sonra bir süre İzmir'de Farsça Muallimliği yaptı. Ahmed Asım Bey’den 10 Yıl Tasavvuf Dersleri aldı.
İstanbul'a geldi ve Yeni açılan Daru’l- Muallimi Aliye'ye girdi ( 1892). Aynı zamanda Şakir Efendi'nin Yavuz Selim Camii'ndeki Dersler'ine Devam etti ve Hadis İcazeti aldı. Daru’l-Muallim’i Birincilikle bitirdi (1894). Maarif Nazırı Rüşdü Paşa, İzmirli'nin İstanbul dışına gitmesine Razı olmadı. Mercan İdadisi'ne Din Dersleri Tarih ve Ahlak Hocalığı'na Tayinini yaptı, Çocuklarının Hocalığını da ona verdi. 1895 de Nakşi Şeyhleri'nden Lüleburgaz Kadısı Süleyman Necati Efendi'nin Kızı Nuriye Hanım'la evlendi ve Kayınpederi'nin Vefa'daki Evine yerleşti.
1908 de çıkmaya başlayan Sırat-ı Müstakim Ekibi'ne katıldı, daha sonra Sebilürreşad Adıyla yayımını sürdüren Mecmua’da pek çok Yazısı çıktı, özellikle Tartışma ve Cevap Türü Yazılarını burada neşretti.
Mülkiye Mektebi'nde Arapça, Kelam, İslam Tarihi, Fıkıh Usulü, Mecelle ( 1904–08): Daru’ş-Şafaka'da Mantık, Kelam, İslam Tarihi, Darülfünun’un İlahiyat'ta Fıkıh Usulü, İlmi-Hılaf, Hikmeti-Teşri, Siyer, Arap Felsefesi, Hadis ve Hadis Tarihi, Fıkıh Tarihi, İslam Tarihi, Darülfünun Edebiyat'ta Felsefe, Felsefe Tarihi, İslam Felsefesi, Mantık, Metafizik, Arap Edebiyatı ( 1911–15); Mektebi Hukuk'da Fıkıh Usulü; Sahnı Süleymaniye'de Felsefe-i İlmi-Hilaf, Hikmeti Teşri; Medresetü'l-Mütehassısın'de İslam Felsefesi Tarihi, Metafizik, Dinler Tarihi, Medresetu'l-Vaizin'de Kelam, Felsefe, Dinler Tarihi, İstanbul Üni. Edebiyat Fakültesi’nde ( 1933 den sonra) Hadis ve Tefsir Tarihi, Müslüman Türk Alimleri Dersleri okuttu. Ordinaryus Profesörlüğe yükseldi.
İzmirli bu Hocalıkları yanında İdarecilikler ( Daru’ş-Şafaka, Daru’l-Muallimin, Daru’l-Funun İlahiyat ve Edebiyat, Medresetu'l- Mütehassısin, İÜ İslam Tetkikleri Enstütüsi.. Müdürleri) ve birçok İlmi Komisyon'da üyeliklerde ( Maarif Nezareti Teftiş ve Muayene Heyeti, Medreseler Teftiş Heyeti, Daru’l-Hikmetil- İslamiyye, Maarif Nezareti Tedkiki Kütub, Istılahatı İlmiye Encümeni, Şeriye ve Evkaf Vekaleti Tedkikat ve Telifatı İslamiye Heyeti...) bulundu.
1932 ve 1937 de yapılan Tarih Kongreleri'ne İştirak etti, Tebliğler sundu, Tartışmalar'a katıldı. 1939 da Emekli'ye ayrıldı. İslam Ansiklopedisi’ne Tepki olarak düşünülen İslam Türk Ansiklopedisi'nin İlim Heyeti Başkanlığı'nı yaptı ve bu Ansiklopedi'ye birçok Değerli Madde yazdı ( 1940,46). 8 Aralık 1944 te Kadıköy Halkevi’nde kendisi için bir Jubile yapıldı. 3700 Ciltlik Kütüphanesi ve basılmamış Eserleri Süleymaniye Kütüphanesi’ne vakfetti.
31 Ocak -1 Şubat Gecesi Ankara'da Vefat etti, 2 Şubat da Cenaze Namazı Hacıbayram Camii’nde kılındıktan sonra Cebeci Asri Mezarlığına defnedildi.
Arapça, Farsça, Fransızca, Rusca, biliyor. Annesinden de Rumca ve Latince öğrendi. İsmail Kara’nın İslamcılar arasında saydığı İzmirli’nin İslamcılık Yorumları tartışmalıdır.

A.S.Ertürk onu ve Şemseddin Günaltay’ı Osmanlı'da görülen İslamcı (o Selefi/ Modernist olarak adlandırır) Akımın iki Damarından 1. Olan Batı Pozitivizm’inin, Adaptasyonu olarak sayar ve zamanla laik-reformcu bir Çizgi'ye oturtur.

Eserleri
• Yeni İlm-i Kelam
• Miyaru'l-Ulum
• Mantıki Tatbiki ve Fenn-i Esalib
• Kitabu'l-İfta ve'l-Kaza
• İlm-i Mantıq
• Hikmet-i Teşri
• Usul-i Fıkıh Dersleri
• Arab Felsefesi
• Fenni Menahic
• Muhtasar Felsefe-i Ula
• Mizanu'l-İtidal
• Felsefe Dersleri
• İlmi Hılaf
• Siyeri Celilei Nebeviyye
• Gaziler'e Armağan
• Muhtasar ma ba'de't-Tabia, ( Metafizik, ts).
• Felsefe-Hikmet I ,(İlmun Nefs)
• İslam'da İlk Tercüme
• Muhassalu'l-Kelam ve'l-Hikme
• Felsefe-i İslamiyye Tarihi
• Ihvan-ı Safa Felsefesi
• Mulahhas İlm-i Tevhid
• Ebu Bekir Razi ve Felsefesi
• El-Cevavu's-Sedid fi Beyanı Dini't-Tevhid
• İslam Felsefesi Tarihi I
• Din Dersleri
• Mustasvife Sözleri mi, Tasavvuf'un Zaferi mi- KHkkın Zaferleri
• Yahudilik, Hristiyanlık, Müslümanlık
• Arab Filozofu el-Kindi
• Dürzi Mezhebi
• Meani-i Kur'an
• Müslüman Türk Hukuku ve Dini
• Müslüman Türk Filozofları
• Şark Kaynakları'na Göre Müslümanlık'tan Evvel Türk Kültürü'nün Arap Yarımadası'nda İzleri
• Altınordu Devleti Tarihi'ne Ait Metinler; T. Hausen'den Ter. ve Tenkitler
• İslam Müfekekkirleri ile Garb Mütefekkirleri Arasında Mukayese
• Tarih-i Kur'an,

Daru’l-Funun İlahiyat Fakultesi Mecmuası’nda "İslam'da Felsefe Cereyanları" Anabaşlığı altında yayınlanan kitaplaşmamış Makaleleri yaklaşık 600 Sayfa civarındadır ve Çalışmalarının en Önemli Verimleridir. ( 1927–29). Bu Mecmua’dan başka Daru’l-Funun Edebiyat Fakultesi Mecmuasu, Sıratı Mustakim, Sebilürreşad, Cerideyi İlmiyye, İslam Türk Ansiklopedisi (birçok madde) bu Ansiklopedisin Mecmuası, Mihrab, Selamet gibi Dergiler'de ve İkdam, Tasvir, Ulus Gazeteler'inde birçok Makalesi yayınlandı.

Mehmet Ali Ayni

Mehmet Ali Ayni (25 Şubat1868 Serfiçe Manastır-29 Kasım 1943), Türk bürokrat.

Ailesi aslen Konyalıdır. Serfiçe Sübyan Mektebi'ne devam etti. 8 yaşlarındayken ailesiyle birlikte önce Selanik'e, sonra İstanbul'a geldi. Bir müddet Çiçekpazarı Rüşdiyesi'ne devam etti. Babasının görevi dolayısıyla Sana, Yemen'e gitti, burada Askeri Rüşdiye'ye devam etti, dışardan Fransızca dersleri aldı. 2 sene sonra ailesiyle İstanbul'a döndü, Gülhane Askeri Rüşdiyesi, Mülkiye'nin İdadi kısmı ve yüksek kısmından mezun oldu ( 1888). Mülkiye'de Edebiyat hocası Recaizade Mahmud Ekrem, tarih hocası Mizancı Murad Bey idi.

İstanbul Hukuk Mektebi, Edirne İdadisi (1889), Dedeağaç (1890), Halep (1892), Diyarbakır (1893) da öğretmenlik ve Maarif Müdürlükleri yaptı. Diyarbakır'da Süleyman Nazif'le dost oldu. İstanbul'a dönüşünde (1895) Maarif Nezareti İstatistik Başkatibi oldu. Maariften ayrılarak idareciliğe başladı; Kosova (1897) ve Kastamonu (1899) vilayet mektupçusu oldu. Sinop Sancağı Mutasarrıf vekilliği yaptı (1902). Kastamonu'da görev yaparken Kastamonu Vilayet Matbaası'nı kurdu. 1903–1912 yılları arasında Taiz, Yemen, Ammere, Basra, Karesi (Balıkesir), Lazhiye Mutasarraflığı; Elazığ, Yanya, Arnavutluk, Trabzon valiliği yaptı. Bu son görevinden Talat Paşa'nın emriyle 1913 yılında emekliye sevk edildi.

Emrullah Efendi'nin tavsiyesi üzerine Darülfünun Edebiyat Fakültesi Felsefe Müderrisliğine getirildi (1914). Edebiyat Fakültesi Reisi seçildi (1915), bu görevde iken Edebiyat Fakültesi Mecmuası'nı kurdu. Islahat-ı İlmiye Encümeni'nde görev aldı ve Felsefe terimlerinin tespitinde büyük emekleri geçti. Bu görevlerine ek olarak Çamlıca Kız Lisesi'nde, Daru'l-Funun Tasavvuf Şubesi'nde ve Medresetu'r-Reşad'da hocalık yaptı. Mütareke'den sonra İttihatçılardan diye Şeyhülislam Mustafa Sabri tarafından görevine son verildi.

1922 yılında TBMM Hükümeti tarafından Medresetu'r-Reşad'daki görevine iade edildi. Ankara'ya çağrıldı ve Şeriye ve Evkaf Vekâleti bünyesinde kurulan Telifat ve Tetkikatı İslamiyye üyeliğine getirildi. 1924 e kadar bu görevde kaldı. İstanbul'a döndü. İlahiyat Fakültesi’nde Tasavvuf, Harbiye'de Ahlak, Harp Akademisi'nde Siyasi Tarih okuttu. Türkiye'yi temsilen Uluslararası Felsefe Kongrelerine katıldı. 1935 de ikinci defa emekliğe sevk edildi. 1937 yılında tedavi için gittiği Paris dönüşünde, İstanbul Kütüphaneleri Tasnif Komisyonu Reisliğine getirildi.

75. doğum yıldönümü dolayısıyla 1943 yılında Eminönü Halkevi'nde kendisine bir jübile yapıldı. Geçirdiği ameliyattan kurtulamayarak 29 Kasım 1943 de İstanbul'da öldü. Zincirlikuyu Mezarlığına defnedildi.

Eserleri

• Nazari ve Ameli İstatistik, 1890
• Huccetu'l-İslam Gazali,
• Malumatı Nafiayı Fenniye,
• Fakir, N.Meyra'dan,
• Küçük Umumi Tarih,
• Tarihi Edebi Alem,
• Ziraat Dersleri,
• Huccetul İslam,
• Hükmü Cumhur,
• Örfiyatı Siyasiye ve Ahlakıye,
• İlim ve Felsefe,
• Terbiyeye aid Tatbikat ile birlikte Ruhiyat Dersleri,
• Muallimi Sani Farabi,
• Şeyhi Ekberi Niçin Severim,
• Inkıdat ve Mülahazalar,
• Tasavvuf Tarihi,
• Felsefe Tarifi,
• Ahlak Dersleri,
• Hacı Bayramı Veli,
• Reybilik, Bedbinlik, la İlahilik nedir?,
• Daru'l-Funun Tarihi,
• Türk Mantıkçıları,
• Ruhul Beyan Müelllifi Bursalı İsmail Hakkı Hakkında Bir Tedkik,
• Demokrasi Nedir?,
• Hergün Bunu Oku,
• Un grand saint de l'Islam: Abd al-Kadir Guilani,
• La Quintessence de la philosophie de Ibn Arabi,
• Türk Ahlakçıları,
• Milliyetcilik,
• Türk Azizleri I Bursalı İsmail Hakkı,
• Hayat Nedir?

Mehmet Emin Erişirgil

Emin Erişirgil (d. 1891, İstanbul – ö.1965), Türk siyasetçi ve felsefecisi.

Mülkiye'yi bitirdi. Siyasal Bilgiler Okulu Müdürlüğü ve Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Dekan Vekilliği ile VI. (Ara Seçim), VII. ve VIII. Dönem Zonguldak Milletvekilliği ile Gümrük ve Tekel, İçişleri Bakanlıkları yaptı.
Mülkiye Mektebini bitirdi(1911). İstanbul liselerinde öğretmenlik yaptı; İstanbul Darülfünunun Sosyoloji ve Felsefe Doçentliğine atandı (1915), bir süre sonra Müderris yani Profesör oldu. Fakülte Müdürlüğü (Dekan) yaptı. Son Osmanlı Mebusan Meclisine Niğde Milletvekili olarak girdi (1919). Edebiyat ve İlahiyat Fakültesinde Felsefe Profesörlüğünü sürdürdü. Milli Eğitim Bakanlığı kadrosunda Talim Terbiye Dairesi Başkanlığı, Müsteşarlık, Yüksek Muallim Mektebi Müdürlüğü (1932–1933) yaptı. Mülkiye Mektebi Müdürlüğüne ve bu kurumun Sosyoloji, İktisadi Doktrinler Tarihi Profesörlüğüne atandı. Mülkiye’nin Ankara’ya nakledilmesi ve Siyasal Bilgiler Okulu olarak örgütlenmesinde önemli etkinlikleri oldu. Ayrıca bu yıllarda Dil, Tarih-Coğrafya Fakültesi Sosyoloji Profesörlüğü görevini de yürüttü.
1942’de Zonguldak Milletvekili seçildi. İkinci Hasan Saka kabinesinde Gümrük ve Tekel, Şemseddin Günaltay kabinesinde (1949) İçişleri Bakanlığı yaptı. 1950’den sonra resmi görevinden çekildi, yazarlık ile uğraştı.
Erişirgil ******’ün meclislerinde bulunmuş, bazı konularda danışmanı olmuştur. Mesela, yeni Türk harflerinin tanzimi ile görevlendirilen beş kişi içerisinde Erişirgil de vardır. Türk alfabesinin düzenlenmesinde bizzat görev yapmıştır. ****** Erişirgil’in kültürü ve bilgisi konusunda müsbet bir kanaate sahiptir. Bir konuşmasında “Yeryüzünden felsefe kaybolsa onu Emin Bey yeniden icat ederdi” diyerek takdirlerini ifade etmiştir.

Eserleri:
• Kant ve Felsefesi
• Malumat-ı Vataniye (1925)
• Sokrat (1931)
• Hukukun Muhtelif Cepheleri ve Hukuk İlmi (1938)
• Felsefeye Başlangıç (1944)
• Ziya Gökalp-Bir Fikir Adamının Romanı (1951)
• Mehmet Akif-İslâmcı Bir Şairin Romanı (1956)
• Neden Filozof Yok (1957)
• Türkçülük Devri, Milliyetçilik devri, İnsanlık Devri (1958)
• İhmal (1958)
• Kant’tan Parçalar Merak ve Dikkat.

Mustafa Şekip Tunç

Ord. Prof. Dr. Mustafa Şekip Tunç (d. 1886 İstanbul, ö. 17 Ocak 1958 İstanbul) psikoloji ve felsefe alanında önemli faaliyetlerde bulunmuş bir akademisyendir.

Babası Nüfus Nazırı Yusuf Besim Bey Nevşehirlidir. Annesi Bulgaristan göçmenlerindendir. Mustafa Şekip Tunç’un doğumundan bir müddet sonra, babası Nüfus Nazırı olarak Halep'e tayin edildiğinden, Mustafa Şekip, ilk tahsiline burada başlamış, üç sene sonra da, babasının Manastır’a nakli dolayısıyla tahsiline Manastır’da devam etmiştir. Mustafa Şekip, Manastır’da tahsiline devam ederken bir müddet askeri rüştiyede de okumuştur.
Yusuf Besim Bey, yedi sene Manastır Nüfus Nazırlığında bulunduktan sonra, Vali Abdülkerim Paşa ile idari bir meseleden araları açılmış ve azledilmiştir. O sırada Manastır Askeri İdadisi’nin birinci sınıfında okuyan Mustafa Şekip, ailesiyle birlikte İstanbul'a gelmiş ve o dönemler adı Vefa İdadisi olan Vefa Lisesi'ne girmiştir. 1905’te idadiden mezun olduktan sonra Mülkiye’ye devam etmiş ve Vefa İdadisinde öğrenmeye başlamış olduğu Fransızca eğitimini bu süre zarfında tamamlamıştır.
Mustafa Sekip Tunç, mülkiyeden İkinci Meşrutiyet’in ilanından bir gün önce mezun olmuş ve 1908'te 500 kuruş maaşla Kosova vilayeti maiyet memurluğuna tayin edilmiştir. Kısa bir müddet sonra, aynı zamanda, Palanga kazası kaymakam vekilliğini de yürütmüştür. Mustafa Sekip, vilayet merkezi Üsküp'te, idarecilikten çok maarif işleriyle uğraşmaya başlamıştır. Üsküplü gençlerin kurduğu Sübhan-ı Vatan adlı kulübün açtığı, özel eğitim ve öğretim metotlarının tecrübe edildiği ilkokulun öğretim heyetine katıldı. Fahri olarak ilk sınıftan başlayarak alfabe okutmaya başladı. Böylelikle hocalık mesleğine büyük bir aşk ve şevkle başlamış oldu. Bu ilk öğretmenlik denemesinde, insan ruhuna ilmi surette nüfuz etmek icap ettiğini düşünen Mustafa Şekip, memuriyetini terk ederek Avrupa'ya gitmek istedi. Bu arzusunu gerçekleştirmek için İstanbul’a gelmişse de teşebbüsünde başarılı olamamış ve tekrar Üsküp'e dönmek mecburiyetinde kalmıştır. Buna sebep de, annesinin Avrupa'ya gitmemesini ve evlenmesini istemesidir. Böyle bir teşebbüs olmuşsa da netice alınmamıştır.
Balkan Savaşları sonuna kadar Üsküp Öğretmen Okulunda (o zamanki adıyla Muallim Mektebinde) çalışan Mustafa Şekip, 19 Ağustos 1912'de, Harput Sultanisi Edebiyat Hocalığına tayin edilmişse de sonradan 22 Eylül 1912'de görevi Yanya Sultanisi olarak değiştirilmiştir. Fakat harp dolayısıyla Yanya'ya gidemediğinden bu defa 1913’te Balıkesir Sultanisine (lisesine) Edebiyat Hocası olarak tayin olmuştur. 3 Mart 1913'da yeni görevine başlayabilen Mustafa Şekip, burada birkaç ay çalıştıktan sonra Maarif Nezareti’nin Avrupa'ya göndermek gayesiyle yetişmiş 15 öğretmen arasından Avrupa'ya gitmiştir. Bakanlık, Mustafa Şekip Tunç'u Lozan'da Fransız Edebiyatı Tarihini tahsil için göndermişse de o, o zaman yeni açılmış bulunan Jean-Jacques Rousseau Pedagoji Enstitüsünü görmek, bilhassa arzu ettiği terbiye ilimlerini ve ruhiyatı öğrenmek için Cenevre'ye gitmeyi düşünmüş ve bunun için o zamanın bakanlığına müracaatla müsaade istemiştir. Bu müracaatı kabul edilmiş ve Mustafa Şekip Tunç bu enstitüyü bitirerek diploma almıştır. Aynı zamanda, Cenevre Üniversitesi'nden de Psikoloji Sertifikası alarak yurda dönmüştür.
Bakanlık onu, o zamanki adıyla Darülmuallimatı Aliyyeye (Yüksek Kız Öğretmen Okulu) terbiye ve ruhiyat muallimi olarak tayin etmiştir(1 Eylül 1916). 1917'de askere alınmış; 1918'de terhis olunca aynı göreve geri dönmüştür. Bu öğretmenliği sırasında, görevine ilaveten 1918'den 1919'a kadar Maarif Nezareti Orta Tedrisat 1. Şube Müdürlüğü yapmıştır. Bu sıralarda Nafi Atuf Kansu’nun idaresinde çıkan Terbiye Mecmuasında, terbiye ve ruhiyata ait yayınladığı yazılar Darülfünun hocalarının ve bilhassa Ziya Gökalp'in dikkatini çekmiş, Mustafa Şekip Tunç'tan terbiye müderris muavinliğini kabul edip etmeyeceğini sordurmuştur. Bütün arzusu bir eğitim müessesesinde çalışmak olmakla birlikte, o zamanki Umum Müdür İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve Maarif Nazırının ısrarları sonucu kabul ettiği Orta Tedrisat 1. Şube Müdürlüğünü ve diğer bütün işlerini terk ederek Edebiyat Fakültesi Müderris Muavinliğine (Doçentliğe) gitmiştir. Esasen, Edebiyat Fakültesi Meclisi, Baltacıoğlu ve Mehmet Emin Bey'lerin, Mustafa Şekip'in kabulü için yaptıkları teklifi kabul etmişti(1919). Bu tarihten itibaren, yani 1919'dan 1933'e kadar, Müderris Muavinliğinden muallimliğe (1919), ve muallimlikten müderrisliğe (1924) usulü dairesinde terfi etmiştir. 1933'te yeni üniversitenin kuruluşunda müderrislik unvanı, ordinaryüs profesör unvanıyla değiştirilmiş, Mustafa Şekip Tunç da bu tarihte (1 Ağustos 1933) bu kadroya (psikoloji ve terbiye) girmiştir. Nihayet, uzun seneler hizmette bulunduktan sonra, 3 Mayıs 1953'te 5434 sayılı kanun gereğince 70 yaşını doldurduğu için emekliye sevk edilmiştir.
Yazdığı ve çevirdiği kitaplar ve yüzlerce makalesi ile Türk felsefesinin genişletilmesi ve yaygınlaştırılması imkânlarını aramıştır.

Benlioğulları
Admin

Mesaj Sayısı : 13
Kayıt tarihi : 26/06/10

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Türk Felsefesi (Özeti - Duayenleri)

Mesaj  Benlioğulları Bir C.tesi Haz. 26, 2010 6:58 pm

Cumhuriyet Dönemi Felsefecileri

Afşar Timuçin

Prof. Dr. Afşar Timuçin, (d. 1939), şair. Manisa Akhisar'da doğdu. Yüksek öğrenimine İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde başladı. 1967 yılında, eğitimini tamamlamak üzere Kanada'ya gitti. 1967'de Montreal Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde lisans eğitimini, 1970'de İstanbul Üniversitesi'nde doktorasını tamamladı. 1968–1970 yılları arasında Fransızca okutmanlığı yaptı. 1981 yılında doçent, 1992 yılında profesör oldu. Günümüzde bir süre Kocaeli Üniversitesi Felsefe Bölümü başkanlığı görevini yürüttü. Kocaeli Üniversitesi'nden 2006 yılında emekliye ayrıldı.
Ataç, Dönem, Milliyet Sanat, Papirüs, Soyut, Yazko, Yelken, Yeni Edebiyat, Yeni Ufuklar, Varlık dergilerinde şiirleri yayımlanmıştır.

Eserleri
İnceleme, Araştırma, Deneme
• Descartes (Descartes'çi bilgi kuramının temellendirilişi), doktora tezi (1972)
• Aristoteles Felsefesi (1976)
• Nazım Hikmet'in Şiiri (1978)
• Descartes Felsefesine Giriş (1980)
• Niçin Yapısalcılık Değil (1984)
• Niçin Varoluşçuluk Değil (1985)
• Estetik (1987)
• Düşünce Tarihi I/ Gerçekçi düşüncenin kaynakları (1994)
• Düşünce Tarihi II/ Gerçekçi düşüncenin gelişimi (1994)
• Düşünce Tarihi III/ Gerçekçi düşüncenin çağdaş görünümü (1994)
• Felsefe Sözlüğü (1978)
• Sevmek Ne Güzel Şeydir (1991)
• Gerçekçi Düşünce Gerçekçi Sanat (1992)
• Felsefe Bir Sevinçtir (1995)
• Özgür Prometheus (1997)
• Aşkın Diyalektiği (2002)
• Ölesiye Sevmek (2003)
• Yeni Şiirimizin Kısa Romanı (2003)
• Felsefeye Giriş (2003)
• Demokrasi Bilinci (2004)
• İçimizdeki Deprem (2005)
• Estetik bakış (2005)
• Erken Ölümler (2005
• Felsefe Giriş 2003
Şiir
• Çöl (1968)
• Destanlar (1969)
• Böyle Söylenmeli Bizim Türkümüz (1974)
• Savaşçı Türküleri (1980)
• Boş Beşik (1981)
• Ey Benim Güzel Sevdalım (1984)
• Bu Sevda Böyle Gider (1992)
• Arınmalar (1993)
• Akşam Türküleri (1996)
• Bulutlar Deniz Kokar (2002)
Roman
• Yarına Başlamak (1975)
• Gece Gelen Eski Dost (1980)
• Kıyılar Durunca (1983)
Öykü
• Denizli Pencere (1981)
• Neden Bazı Akşamlar (1985)
• Aşk Olsun Kırlangıçlar (1996)
Çeviri
• Vietnam Şiiri (A. Kadir'le) (1973)
• Filistin Şiiri (A. Kadir'le) (1974)
• Portekiz Sömürgeleri Şiiri (A. Kadir'le) (1975)
• Diyalektik (Paul Foulquié'den) (1975)
• Sosyoloji Tarihi (Gaston Bouthoul'den) (1975)
• Tek Boyutlu İnsan (Herbert Marcuse'den, T. Tunçdoğan'la) (1975)
• Aşk (Pierre Burney'den) (1976)
• Acı (André de Richaud'dan) (1976)
• Sisler Rıhtımı (Pierre Mac Orlan'dan) (1976)
• Diyalektik Araştırmalar (Lucien Goldmann'dan, M. Sert'le) (1976)
• İnsan Bilimleri ve Felsefe (Lucien Goldmann'dan, F. Aynuksa ile) (1977)
• Keşişin Köpeği (Dino Buzzati'den) (1981)
• Kant Felsefesine Giriş (Lucien Goldmann'dan) (1983)
• Eskiçağ Maddecileri (Paul Nizan'dan) (1998)
• Yöntem Üzerine Konuşma (René Descartes'dan Yüksel Timuçin'le) (1998)
• Metafizik Üzerine Konuşma (Leibniz'den) (1999)
Yabancı Dilde Yayınlar (şiir, öykü ve roman)
• Revista Atlantica n°19. sayı 1999
• Aujourd'ui POEMES n°16. sayı, 2000
• Encontros de Talabriga-Rosa Alice Branco 5 şiir 2001
• Liberté 255. sayı, Şubat 2002 (Montréal/Kanada Edebiyat Dergisi)
Rusçada Yayınlanan Kitaplar
• Gece Gelen Eski Dost (1989)
• Türk Şiir Antolojisi (1989)

Ahmet Arslan

Prof. Dr.Ahmet Arslan (1944, Urfa), Türk felsefe profesörüdür.
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’de okudu, 1988’de profesör oldu. 1979’da Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü kurdu. Telif ve tercüme kitapları yayımlanmıştır. İlkçağ, Ortaçağ ve İslam felsefesi uzmanıdır.

Eserleri

Kitapları
• Kemalpaşazade’nin Tehafüt Haşiyesi, 1987
• Haşiye Ala Tehafüt Tahlili, 1987
• İbn Haldun, 2002
• Felsefeye Giriş, 2005
• İslam Felsefesi Üzerine, 1999
• İslam, Demokrasi ve Türkiye, 1999
• İlkçağ Felsefe Tarihi, 1995
• Metafizik (Aristoteles’den çev.), 1996
• Erken İslam’da Mizah (Rosenthal’den çev.), 1997
• İdeal Devlet (Farabi’den çev.), 1997
• Felsefe Ders Kitabı, 2004
• İlkçağ Felsefe Tarihi 2, 2006
Çevirileri
• Lenn. E. Poolman, İslam Hümanizmi, İletişim Yay., 2006, İstanbul
• J. B. Segal, Kutsal Şehir: Urfa (Edessa), İletişim Yay., İstanbul, 2002
• Chris Horner & Emrys Westacott, Felsefe Aracılığıyla Düşünme, Phoenix Yay., Ankara, 2001
• Henry Corbin, İslam Felsefesi Tarihi - İbni Rüşt’ün Ölümünden Günümüze, İletişim Yay., İstanbul, 2000
• Farabi, Mutluluğun Kazanılması (Tahsil üs-Saada), Vadi Yay., Ankara,1999
• Farabi, İlimlerin Sayımı (İhsa ül-Ulum), Vadi Yay., Ankara, 1999
• F. A. Lange, Materyalizmin Tarihi ve Günümüzdeki Anlamının Eleştirisi, Sosyal Yay., İstanbul, 1998 (2. Baskı)
• Farabi, İdeal Devlet (El-Medinet ül-Fazıla), Vadi Yay., Ankara, 1997
• F. Rosenthal, Erken İslam’da Mizah, İris Yay. İstanbul, 1997
• Aristoteles, Metafizik, Sosyal Yay., İstanbul 1996 (2. Baskı)
• J. Herman Randall, Jr. & Justus Buchler, Felsefeye Giriş, E. Ü. Yay., İzmir, 1989

Arda Denkel

Prof. Dr. Arda Denkel (1949, Ankara - 2000, İstanbul), Türk felsefeci, akademisyen (Prof. Dr.).
Arda Denkel 1968'de Saint Benoit Lisesi'ni bitirdi. ODTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden 1972’de mezun oldu. Aynı yıl Oxford Üniversitesi'nde felsefe öğrenimine başladı. Bu üniversiteden felsefe alanında doktora derecesi aldıktan sonra Türkiye’ye döndü ve Boğaziçi Üniversitesi’nde dil ve bilgi felsefesi, felsefe tarihi, bilgi kuramı üzerine dersler vermeye başladı. 1988’de profesörlüğe yükseldi ve ölümüne değin Boğaziçi Üniversitesi'ndeki görevini sürdürdü.
1985 ve 1989’da Wisconsin Üniversitesi'nde konuk öğretim üyesi olarak, 1994’te Uludağ Üniversitesi’nde ve 1995–97 arasında Koç Üniversitesi’nde de dersler verdi.
Türkiye Felsefe Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ve Avrupa Çözümleyici Felsefe Kurumu (ESAP) gibi kurumların üyesi olan Denkel, Philosopher’s Index'e (Felsefeciler Dizini) girmeyi başarmış birkaç Türk felsefecisinden biriydi. Çok sayıda bilimsel makalesi Türkçe ve İngilizce olarak yayınlandı. Felsefe Tartışmaları gibi felsefe dergilerinde yazıları yayımlandı.

Eserleri
• Anlaşma: Anlatma ve Anlama (1981),
• Bilginin Temelleri (1984),
• Anlamın Kökeni (1984),
• Nesne ve Doğası (1986),
• Anlam ve Nedensellik (1996),
• Reality and Meaning (Gerçeklik ve Anlam, 1995),
• The Natural Background of Meaning (Anlamın Doğal Arka Planı, 1999)

Bedia Akarsu

Bedia Akarsu, (27 Ocak 1921 İstanbul). Türk felsefeci.
Çapa İlkokulu ve Çapa Ortaokulu'ndan sonra İstiklâl Lisesi'ni bitirdi. Yükseköğrenimini 1943 yılında mezun olduğu İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde yaptı. Aynı bölümde Ernst von Aster'in yönetiminde başladığı doktora çalışmalarını Joachim Ritter'in yanında “Wilhelm von Humboldt’da Dil-Kültür Bağlantısı” konulu tezle tamamladı (1954). Arnold Gehlen ve Hans Freyer'in İstanbul Üniversitesi'nde verdiği bir dizi konferansı ve Ritter'in derslerini Türkçe’ye çevirdi.
1956 – 1958 yıllarında Almanya'ya giderek Heidelberg Üniversitesi'nde Gadamer'in fenomenoloji seminerlerine katıldı ve Scheler üzerine araştırmalar yaptı. 1960 yılında "Max Scheler'de Kişilik Problemi" adlı çalışmasıyla doçent oldu. 1968'de Felsefe Tarihi Kürsüsü'nde profesörlüğe yükseltildi. Bölümde Ahlâk Felsefesi, Çağdaş Felsefe Akımları, Felsefe Tarihi Semineri gibi dersler verdi. Felsefe Bölümü başkanlığı yaptı. 1963 – 1983 yıllarında Türk Dil Kurumu yönetim kurulu üyeliğinde bulundu ve felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesi çalışmalarında Macit Gökberk'le birlikte etkin rol aldı. Ardından 1984 yılında emekliye ayrıldı.
1988 - 1989'da Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde Felsefe Grubu Öğretmenliği Bölümü'nün kurucusu olarak görev aldı. 1990 – 1996 yılları arasında ise İstanbul Üniversitesi ****** Enstitüsü'nde doktora dersleri verdi.
İstanbul Üniversitesi'nde Takiyettin Mengüşoğlu'nun başlattığı fenomenoloji ve felsefi antropoloji geleneği Nermi Uygur'la gelişirken, Bedia Akarsu, Ernst von Aster'in de etkisiyle daha çok dil, kültür ve ahlâk felsefelerine eğildi. Doktora çalışmasında gerek yöntem gerekse yaklaşım açısından hocası Alman felsefe tarihçisi Ritter'in oldukça etkisinde kaldı. Öğrenciliği sırasında izlediği Mengüşoğlu'nun felsefi antropoloji seminerleri ve daha sonra Heidelberg Üniversitesi'nde katıldığı Gadamer'in fenomenoloji seminerleri ise onun Scheler üzerine çalışmasını olumlu yönde etkilemiştir.
Bedia Akarsu'nun Kant ahlâkına yönelmesiyle, 1933 Üniversite Reformu'ndan sonra Türkiye'de egemen konuma gelen Alman felsefe eğiliminin temelinde yer alan Kant, Mengüşoğlu'ndan sonra bir kez daha öne çıkmıştır. Akarsu, “Çağdaş Felsefe Akımları” adlı eserinde de daha çok Alman felsefe akımlarını ve filozoflarını tanıtır.

Eserleri
• Wilhelm von Humboldt'da Dil-Kültür Bağlantısı (1955)
• Max Scheler'de Kişilik Problemi (1962)
• Modern Toplumda Kadın (1963)
• Ahlâk Öğretileri I: Mutluluk Ahlâkı (1963)
• Ahlâk Öğretileri II: Immanuel Kant'ın Ahlâk Felsefesi (1968)
• Çağdaş Felsefe Akımları (1979)
• ****** Devrimi ve Yorumları (1969)
• Felsefe Terimleri Sözlüğü (1979)
• Çağdaş Felsefe: Kant’tan Günümüze Felsefe Akımları (1987)
• ****** Devrimi ve Temelleri (1995)
• Max Scheler Felsefesi'nde Kip Kavramı ve İnsan-Olma Sorunu (1998)
• Metafizik ve Din Üzerine Görüşmeler (Malebranche'tan çeviri, 1946)

Betül Çotuksöken

1972 yılında “Lucretius’un De rerum natura’sında Evrenin Ana İlkesi Sorunu” isimli teziyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi.
1982 yılında Sistematik Felsefe ve Mantık Anabilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak göreve başladı. 1984’te “Petrus Abelardus’un Ahlak Anlayışı” başlıklı teziyle doktor ünvanını aldı. 1987’de Yardımçı Doçent, 1988’de Doçent, 1996’da Profesör oldu. Aynı yıl Sistematik Felsefe ve Mantık Anabilim Dalı Başkanlığı görevine başladı. 2000 yılında emekliye ayrıldı. Halen Maltepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde görev yapmaktadır.

Eserleri
• Cumhuriyet Döneminde Türkiye'de Öğretim ve Araştırma Alanı Olarak Felsefe
• Metinlerle Ortaçağda Felsefe
• Radyoda Felsefe
• Felsefe: Özne - Söylem
• Felsefi Söylem Nedir?
• Kavramlara Felsefe ile Bakmak
• Ortaçağda Felsefe (Metinlerle)
• Felsefeyi Anlamak Felsefe ile Anlamak
• Nermi Uygur'un Felsefe Dünyasından Kesitler
• Ortaçağ Yazıları
• Felsefi Söylem Nedir?

Cemil Meriç

Cemil Meriç (12 Aralık 1916 - ö. 13 Haziran 1987), Türk yazar ve düşünür. Gerçek ismi Hüseyin Cemil'dir.
12 Aralık 1916'da Hatay, Reyhanlı'da Balkan göçmeni bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Antakya Lisesi'nde eğitimini sürdürdükten sonra İstanbul'a geldi ve Pertevniyal Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne girdi. Öğrenimini tamamlayamadan Hatay'a döndü. Bir süre ilkokul öğretmenliği, Nahiye Müdürlüğü ve Tercüme Kalemi'nde reis muavinliği yaptı.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Elâzığ Lisesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı (1942–1945). İstanbul Üniversitesi yabancı diller okulunda okutman olarak çalıştı (1946).
1955'te görme yeteneğini kaybetti. Fakat öğrencilerinin yardımıyla çalışmalarını ölümüne kadar sürdürdü. 1974 senesinde İstanbul Üniversitesi'nden emekli oldu. 13 Haziran 1987 günü İstanbul'da vefat etti. Kızı Sosyoloji Prof. Ümit Meriç'tir.

Yazı Hayatı
Cemil Meriç'in ilk yazısı Hatay'da Yeni Gün Gazetesi'nde çıktı (1928). Sonra Yirminci Asır, Yeni İnsan, Hisar, Türk Edebiyatı, Yeni Devir, Pınar, Doğuş ve Edebiyat dergilerinde yazılar yazdı.
Cemil Meriç, gençlik yıllarında Fransızcadan tercümeye başladı. Honoré de Balzac ve Victor Hugo'dan yaptığı tercümelerle kuvvetli bir mütercim olduğunu gösterdi.
Batı medeniyetinin temelini araştırdı. Dil meseleleri üzerinde önemle durdu. Dilin, bir milletin özü olduğunu savundu. Sansüre ve anarşik edebiyata karşı bir yazar ve düşünür olarak tanınmaktadır.
Cemil Meriç'in eserlerinde toprağından kopan insanın trajedisi ve kendini bulma çabasının yanı sıra, Türk aydınlarının düştüğü amansız açmaz da bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilir.
Türk Edebiyat Tarihi'nin gelmiş geçmiş en büyük birkaç eleştiri (tenkit) yazarlarından biridir. Doğunun siyaset, sosyoloji, tarih, toplum konularına çok geniş bir perspektiften bakarak kaleme aldığı düşünceleri ile tanınır.

Eserleri
İnceleme
Hind Edebiyatı (1964),
Saint Simon İlk Sosyolog, İlk Sosyalist (1967),
Umrândan Uygarlığa (1974),
Bir Dünyanın Eşiğinde (1976),
Işık Doğudan Gelir (1984),
Kültürden İrfana (1985)
Deneme
Mağaradakiler (1978),
Bu Ülke (1974, 1985)
Günlük
Jurnal I (1992)
Jurnal II (1994)
Diğer Kitapları
Kırk Ambar (1980),
Bir Facianın Hikayesi (1981),
Sosyoloji Notları ve Konferanslar (1993)

Doğan Özlem

Prof. Dr. Doğan Özlem (d. 1944, İzmir), Felsefe profesörü, Yeditepe Üniversitesi öğretim üyesi.
1944 yılında İzmir'de dogdu. İzmir ****** Lisesi'nde başladığı lise ögrenimini tamamlayamadan kunduracı kalfası ve tezgâhtar olarak çalışmak zorunda kaldı. 1965'te Sivas'a er olarak askere gitti. Liseyi askerligi sirasinda disaridan sinavlara girerek bitirdi. Yine askerligi sirasinda üniversite giris sinavini kazandi. 1967'deki terhisinden sonra Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde yüksekögrenime basladi ve bu bölümden 1971'de mezun oldu.
1971-1974 arasinda Almanya'da bulundu ve çesitli islerde çalisti. Mezun oldugu bölümde 1974'te baslayip daha sonra Max Weber'de Bilim ve Sosyoloji (1990) adiyla yayimlanan doktora tezini 1979'da tamamladi. Yüksekögrenimi ve doktora çalismasi sirasinda (1967-1979) Almanya'da ve Türkiye'de isçi, büro memuru, sendikaci, muhasebeci ve yönetici olarak çalisti. 1980'de, 36 yasindayken, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde asistan olarak göreve basladi. 1988'de doçent, 1993'te profesör oldu. 2001'de kendi istegiyle emekliye ayrildiktan sonra, aynı yıl içerisinde Mugla Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde akademik hayata yeniden döndü. Burada 2007 yılına kadar bölüm başkanlığını yürüttü. Şu anda Yeditepe Üniversitesi'nde öğretim üyesidir.

2004 yilinda adina Anlama ve Yorum: Dogan Özlem Armagan Kitabi hazirlanmis, 2005 yılında ise TÜBA-Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü'ne lâyik görülmüstür.

Eserleri
• Metinlerle Hermeneutik (Yorumbilgisi) Dersleri (2 cilt)
• Felsefe ve Doga Bilimleri
• Bilim, Tarih ve Yorum
• Siyaset, Bilim ve Tarih Bilinci
• Mantik, Klasik/Sembolik Mantik, Mantik Felsefesi
• Kültür Bilimleri ve Kültür Felsefesi
• Tarih Felsefesi
• Max Weber'de Bilim ve Sosyoloji
• Felsefe Yazilari
• Kavramlar ve Tarihleri I
• Bilim Felsefesi (ders notlari)
• Etik –Ahlâk Felsefesi-
• Liseler Için Mantik
• Kavramlar ve Tarihleri II
• Felsefe ve Tin Bilimleri (hazirlaniyor).
• Bedia Akarsu Armagani , Betül Çotuksöken ile birlikte
• Vehbi Hacikadiroglu Armagani: Felsefe Tartismalari , Hayrettin Ökçesiz ve Sükrü Argin ile birlikte
• Mehmet Küçük'e
• Selâhattin Hilâv'a Saygi , Güçlü Atesoglu ile birlikte
• Tarih Felsefesi: Seçme Metinler , Güçlü Atesoglu ile birlikte
Çevirileri
• Kant'in Yasami ve Ögretisi , E. Cassirer, 1988; 2. baski: 1997.
• Günümüzde Felsefe Disiplinleri , 15 yazar, 1990; 3. baski: 2001.
• Hermeneutik Üzerine Yazilar , 6 yazar, 1995; 2. baski: 2003.
• Tarihselcilik Sorunu , E. Rothacker, 1990; 2. baski: 1995.
• Heidegger Üzerine Iki Yazi , O. Pöggeler/B. Allemann, 1994; 4. baski: 1999.
• Heidegger: Bir Filozof Bir Alman , P. Hühnerfeld, 1994; 5. baski: 2006.
• Georg Simmel: Yasami, Sosyolojisi, Felsefesi , W. Jung, 1995; 2. baski: 2002.
• Teknige Iliskin Sorusturma , M. Heidegger, 1996; 2. baski: 2002.
• Hermeneutik ve Tin Bilimleri , W. Dilthey, 1999.
• Aydinlanma Felsefesi , E. Cassirer (hazirlaniyor).

Hüseyin Batuhan

1921 yılında Sürmene’de doğdu. Babası esnaf Mustafa Batu annesi Fatma Hanım’dır. İlkokulu Sinop'ta okuduktan sonra öğrenimine parasız yatılı olarak Kastamonu Lisesi'nde ve İzmir Erkek Lisesi'nde devam etti. İzmir Erkek Lisesi’nden mezun olduğu 1939 yılında İstanbul Üniversitesi'nin Felsefe Bölümü'ne girdi ve 1943’te okulu bitirdi. Aynı yıl arkadaşı Turan Pamuk'la evlendi, evlilikleri eşinin 1996 yılındaki vefatına kadar 53 yıl sürdü.
İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu’nda Fransızca okutmanlığı ve Kars’ta Felsefe öğretmenliği yaptı. 1949’da İÜEF Felsefe Bölümü’ne Sistematik Felsefe Asistanı olarak girdi.“Kierkegaard’da İroni ve Humor Kavramı” teziyle doktor oldu.
1954–57 yıllarını Heidelberg'te geçiren Batuhan orada "Batı'da Tolerans Fikri'nin Gelişmesi" adlı tezini hazırlayarak 1958 yılında doçentlik ünvanını aldı. Tezi, 1959'da yayınlandı. Bu eseri nedeniyle 1962 TDK Bilim Ödülü’nü kazanmıştır.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde görev yapan Batuhan, 1966 yılında ODTÜ Beşeri Bilimler Bölümü’ne mantık ve felsefe dersleri vermesi için çağrıldığında dostu ve meslektaşı Teo Grünberg'le gelme şartı ile kabul etti.1970’te Teo Grünberg'le birlikte Modern Mantık adlı bir kitap yazdılar. ODTÜ'de felsefe dalında yüksek lisans ve doktora programlarını açılması için çaba gösterdiler. Batuhan ayrıca dönem dönem Münih, Oxford ve Salzburg Üniversitelerinde de öğretim üyeliği yaptı.
Batuhan, Ankara’ya geldiği dönemde Milli Eğitim Bakanlığıyla yakın bir ilişki kurarak modern mantığın lise ders kitaplarına girmesini sağladı; felsefe öğretmenlerinin bu konuyu öğretebilmeleri için 10 yıl boyunca(1966 – 1976) yaz aylarında felsefe öğretmenlerine yönelik modern mantık kurslarının açılmasını sağladı ve bu kurslarda eğitim verdi.
Eşi Turan’ın İstanbul’a yerleşme isteği üzerine 1978’de kendi isteğiyle profesör olmadan ODTÜ’den emekli oldu; Heybeliada’ya yerleşti, ardı ardına kitaplar ve makaleler yayımlamayı sürdürdü. Makale ve denemelerini Hareket, Sosyoloji ve Felsefe Arşivi dergilerinde, Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinde yayımladı. Felsefe dünyasında tartışma yaratan otobiyografik bir kitap (İspanya’da Bir Şato), eşi Turan’ın günlüklerinde yazılanları ve ona olan aşkını anlatan iki kitap(Bir Zamanlar Bir Turan Vardı, Turan’ın En Mutlu Yılları), liseli gençlere yönelik bir kitap (Uğur Felsefe Öğreniyor) yazdı. 9 Aralık 2003 günü Küçükyalı’da hayatını yitirdi.
Tiyatro ile de uğraşan Batuhan’ın “Büyük Çınar” adlı oyunu 1961’de İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oynanmıştır. 2007’de yayımlanan “Semiyotik, Fanatizm Ve Tolerans” adlı kitabında “Batıda Tolerans Fikrinin Gelişmesi” adlı kitabı ve konuyla ilgili daha önce kitaplaştırılmamış bazı yazıları bir araya getirmiştir.

Eserler
• Batıda Tolerans Fikrinin Gelişmesi, 1959
• Büyük Çınar (Oyun), 1962
• Modern Mantık (Teo Grünberg ile), 1970
• Modern Mantık ve Uygulamaları (T. Gürünberg ve Adnan Onart ile), 1973
• Bilim ve Şarlatanlık, 1993
• Bilim ve Din ve Eğitim Üzerine Düşünceler,1997
• Uğur Felsefe Öğreniyor, 1998
• İspanya’da Bir Şato, 2002
• Sevgili Ölülerim, 2002
• Bir Zamanlar Bir Turan Vardı, 2002
• Turan’ın En Mutlu Yılları, 2002
• Semiyotik, Fanatizm Ve Tolerans, 2007

İoanna Kuçuradi

İoanna Kuçuradi (4 Ekim, 1936 - ) Rum asıllı Türk filozof. Türkiye Felsefe Kurumu'nun başkanı. Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'nün kuruluşundan, sonra uzun bir süre başkanlığını yapan eğitimci. Daha sonra Yeditepe Üniversitesi, Maltepe Üniversitesi gibi başka kurumlarda da çalışmıştır. Şu anda hala Maltepe Üniversitesinde görev yapmaktadır. Özellikle insan hakları, insan felsefesi, etik gibi alanlara önem verip bu konularda çalışma yapmaktadır
4 Ekim 1936'da, İstanbul'da doğdu. 1954'te Zapyon Kız Lisesi'ni, 1959'da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. 1965'te doktora derecesini aldı. 1965–1968 arasında Erzurum ****** Üniversitesinde görev yaptı.1965'te hazırladığı "Schopenhauer ve Nietzsche'de İnsan Problemi" adlı çalışma ile doktorasını tamamladı.
1965–68 yıllarında ****** Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Felsefe ve Latince dersleri vermiştir. 1969'da Hacettepe Üniversitesi Felsefe bölümünü kurmuş ve 2003 yılında emekli oluncaya dek Bölümün Başkanlığını yapmıştır. 1968'de Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi Eğitim Bölümü'ne geçen Kuçuradi, 1970'te "İnsan Felsefesi Bakımından Değer Problemi" adlı teziyle doçent; 1978'de ise "Aristoteles'in Ousia'sı ve Substans Kavramı" adlı çalışmasıyla Profesör olmuştur. 1997'den beri aynı üniversitenin İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezinin Müdürü ve bu Merkezin bünyesinde kurulan UNESCO Kürsüsünün sahibidir.
İonna Kuçuradi, 1970'li yılların ortalarından itibaren ve özellikle de 1980'lerden sonra felsefenin ne işe yaradığını göstermeye çalışmıştır. 1973 yılında Varna'da gerçekleştirilen XVI. Dünya Felsefe Kongresi'ne ilk kez katıldığı sırada edindiği izlenim sonucunda Türkiye'nin ülke olarak bu kongrelerde temsil edilebilmesi için gereken bir mesleki örgütün kurulması ihtiyacından hareketle 1974 yılı başlarında Ankara'da "Felsefe Kurumu" adıyla kurulan derneğe öncülük etmiştir. Felsefe Kurumu'nun adı 1979'da Bakanlar Kurulu kararıyla "Türkiye Felsefe Kurumu" olarak değiştirilmiştir. Bu değişiklik, aynı yıl içinde kurumun Uluslararası Felsefe Kurumları Federasyonu'na (FISP) üye olmasını sağlamıştır. Türkiye Felsefe Kurumu'nun 1980 yılına kadar genel sekreterliğini yürüten Kuçuradi, o yıl Nusret Hızır'ın ölmesiyle başkanlığa getirildi. 1982'de Uluslararası Felsefe Kurumları Federasyonu'nun yönetim kurulu üyeliğine seçilerek 1988'de genel sekreter olmuş, 1998'de ise federasyonun başkanlığına getirilmiştir.
Türkiye Felsefe Kurumu, Kuçuradi'nin gerek genel sekreterlik döneminde gerekse bugüne kadar süren başkanlık döneminde, özellikle Hacettepe Felsefe Bölümü'nün öğretim üyelerinin katkı ve çalışmalarıyla yurt içinde hem yayın olarak değerli ürünler vermiş hem de seminerler, konferanslar, paneller, anma toplantıları gibi çeşitli önemli etkinlikler gerçekleştirmiş; yurt dışındaki çeşitli etkinlikler ve kongrelere katılmada da öğretim üyelerine yardımcı olmuştur. İoanna Kuçuradi, felsefi antropoloji alanındaki çalışmalarını "yüzyılımız felsefesi antropolojisine bir katkı" olarak değerlendirdiği hocası Takiyettin Mengüşoğlu'nu Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde özellikle felsefi etik açısından izlemiş bir felsefeci olarak dikkati çekmektedir. Yalnız hocasının çalışmalarını izlemekle kalmamış; aynı zamanda felsefi bilginin ancak gerçekliğe bakarak üretilebileceği noktasında felsefe anlayışı bakımından da Mengüşoğlu'nun etkisinde kalmıştır.

Akademik yönü
İoanna Kuçuradi'nin "değer" ve "değerler"e olan ilgisi de Mengüşoğlu'nun Nietzsche üzerine verdiği derslerle başlamıştır. "Max Scheler ve Nietzsche'de Trajik" adlı çalışmasında Scheler'den hareketle bir "insan fenomeni", bir "yaşam fenomeni" olarak trajiğin "özü"nü belirlemeye çalışırken, onun "her zaman değerler ya da değer karşılaştırmalarıyla ilgili" olduğunu, "mekanik bir dünyada trajik" olanın ortaya çıkamadığını vurgulayarak trajedinin günlük hayatla olan ayrılmaz ilişkisine değinir. Yaşanan hayatın olup bitmeleri içinde sanatın ve felsefenin bir araya getirildiği bu çalışmasında, bir fenomen olarak insanın trajik durumunu temellendirmeye çalışır. Doktora aşamasında değer felsefesine doğrudan doğruya eğilmeyen Kuçuradi, Mengüşoğlu'nun felsefi antropolojiyi esas alan yaklaşımını Schopenhauer ve Nietzsche'de insan problemini araştırırken de sürdürür. Kuçuradi için daha sonra giderek belirginleşen ve vurgulanan bir görüşe, "moral" ile "etik"i birbirinden ayırma konusuna ilk kez değinmesi itibariyle Schopenhauer'un onun felsefesinde ayrı bir önemi vardır.
İoanna Kuçuradi'nin felsefi antropolojiden etiğe doğru yol alan düşünce gelişiminin en önemli basamaklarından biri, aslında doçentlik tezi olan İnsan ve Değerleri dir. Her ne kadar tezin adı "İnsan Felsefesi Bakımından Değer Problemi" olsa da felsefi antropoloji burada artık yalnız bir yaklaşım biçimidir. Temel sorun önceki çalışmalarında olduğu gibi bir fenomen olarak insan problemini araştırmak değil, bir fenomen olarak de ğer problemini ortaya koymaktır. Böylece felsefi etiğe giden yolda önemli bir problemi açıklığa kavuşturmak amaçlanır. Ancak Kuçuradi burada da Mengüşoğlu'ndan hareket etmiştir. Mengüşoğlu, Değişmez Değerler ve Değişen Davranışlar -Felsefi Ethik İçin Kritik Bir Hazırlık adlı eserinde etik fenomenleri antropolojik-ontolojik bir yaklaşımla ortaya koymaya çalışırken, araştırmasını "değişen davranışlar" ile değil, "değişmez değerler"le temellendirmek isterken, antropolojik-ontolojik bir etik kurma amacındadır. Kuçuradi'nin yaptığı da hocasının bu girişimini daha sınırlı bir alanda, "değer problemi" çerçevesinde gerçekleştirmektir. Onun da vurgusu, değerlerin ve değerlendirmelerin değişmesine karşılık, "değer" in değişmez olduğu üzerinedir.
Böylelikle Kuçuradi etik ile ahlâkı birbirinden ayırma amacında oldukça önemli bir mesafe kaydetmiş olur. Öte yandan onun değer problemiyle ilgilenmesinde artık salt felsefi bir kaygı değil, aynı zamanda bugünün fenomenlerini kavrama, "çağı" arılamayı antropolojik bir değer felsefesi çerçevesinde ele alırken bir yandan da yaşanan hayattaki değer problemlerini "aydınlatma" da söz konusudur. Kuçuradi, soyutlamayı esas alan geleneksel etikteki kavram analizi yerine, bugünkü etikte fenomen analizinin değer problemini ortaya koymak bakımından daha uygun bir yaklaşım olduğunu belirtir ve etikle antropoloji arasındaki ilgiyi özellikle vurgular.
Değer konusunda antropolojiyi temele aldığı kadar zaman-üstü ve evrensel olmaya da önem veren Kuçuradi, hareket ettiği Scheler ve bir ölçüde Hartmann'ın ve dolayısıyla da Mengüşoğlu'nun görüşlerinden ayrılarak ahlâk yasasını evrensel bir ölçü olarak alıp "numen"in metafiziğini temellendiren Kant'a yönelir. Fakat Kuçuradi, her çağa özgü niteliklerin değer probleminde dikkatten uzak tutulamayacağını da göz ardı etmez. Hatta bu durumu insan gerçekliğinin değerlendirilmesindeki çağdan çağa değişen insan anlayışlarını işleyen sanat eserlerinden örneklerle açıklar. Ancak yine de çağın insan anlayışının ve buna dayalı olarak yapılan değer biçmelerin "antik" bir temelden yoksunluğunu dikkate almak gerektiğini vurgular. Çünkü Kuçuradi için bütün insanları aşan ama tek tek kişilerin haklarını ve değerini ortaya koyacak bir etiğin kurulması esas amaçtır. Bu amaçla kurulacak bir değer felsefesinin başarabilecekleri can alıcı önemdedir.
Kuçuradi'nin eserlerinde karşılaşılan insan-değer-çağ üçlemesi, onun felsefe yolculuğunda oldukça önemli kavramlardır. Öyle ki irdelemelerinde felsefe tarihi bilgisinden çok "çağ"a ilişkin problemleri dile getirmeye çalıştığı, felsefe tarihine ait bilgilere genellikle bugünü anlamak için başvurduğu görülür. Nitekim hazırladığı Hacettepe Felsefe Bölümü'nün lisans programındaki hemen hemen tüm sistematik derslerin tanımında, ilgili felsefe problemlerinin tarih içindeki gelişimi yanında "bugünkü durum"u da vurgulanmaktadır.
Gerçekten de Kuçuradi'de felsefeye salt kuramsal bir yaklaşım ya da düşünce cambazlığı gözüyle bakılmaz. Onda "felsefi bilgi"ye dayanarak, "yaşanan hayat"ta "yapılanlar veya olan bitenler ile değerler bilgisi arasındaki aykırılığı" görme anlamında kazanılacak "problem bilinci" aracılığıyla "çağın olaylarını anlamak, temel hedef olarak belirginleşmektedir. Böylece onun düşünüşünde felsefenin bu hedef adına işe koşulması gibi bir amaçla karşılaşılır. Onun felsefeye sanat felsefesiyle başlayıp felsefi antropoloji ile devam ettikten sonra etikte karar kılmasında bu amacının önemli bir etkisi vardır. Kuçuradi'nin felsefe eğitimi anlayışı da böyle bir felsefe anlayışına dayanır. Bu anlayışta "felsefi bilgi" aracılığıyla "felsefi bakış"ı kazanmak, böylelikle de "çağın olayları"nı ve başta değerlendirmeler olmak üzere her günkü fenomenleri anlamak temel amaç olmaktadır.
Başta Goethe Madalyası olmak üzere birçok uluslararası ödülü olan İonna Kuçuradi, 2003 yılında düzenlenen 21. Dünya Felsefe Kongresinin Türkiyede yapılmasına öncülük etti. UNESCO, 21. Dünya Felsefe Kongresinin başarılı bir şekilde yapılmasına büyük katkısından ve bu alanda yaptığı bilimsel çalışmalardan dolayı, İoanna Kuçuradi'nin, 2003 Felsefe Ödülüne layık görüldüğünü bildirdi.


Eserleri
• Human Rights in Turkey and World in the Light of Fifty-year Experience
• İnsan Haklarına Yönelik Tehditler
• İnsan Hakları Kavramları ve Sorunları
• Barışın Felsefesi
• 2007 Dünya Felsefe Günü
• Schopenhauer ve İnsan
• Sanata Felsefeyle Bakmak
• Çağın Olayları Arasında
• Türk Felsefe Araştırmalarında ve Üniversite Öğretiminde Alman Filozofları
• Nietzsche ve İnsan
• Etik
• İnsan ve Değerleri
• Çağın Olayları Arasında
• Yüzyılımızda İnsan Felsefesi

Nermi Uygur

Prof. Dr. Nermi Uygur, (d. 15 Ocak 1925, İstanbul - ö. 21 Şubat 2005, İstanbul), felsefe profesörü, yazar.

Galatasaray Lisesi'nin Latince Bölümü'nü bitirdikten sonra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin Felsefe Bölümü'nden ve Köln Üniversitesi'nden mezun olan Profesör Nermi Uygur, 1950 yılının Ocak ayında İstanbul Üniversitesi'nde asistan olarak göreve başladı. 1952'de Kültür Bilimlerinin Varlık Yapısı teziyle doktor oldu. Almanya, Fransa, Belçika'ya görevli olarak gönderilerek bisikletle dolaştığı bu ülkelerde fenomenoloji üzerine araştırmalar yaptı. Türkiye'ye dönüşte ‘Husserl'de Başkasının Ben'i' teziyle doçent oldu.
‘Filozof denemeci gibi çalışırsa başarıya ulaşır' düşüncesiyle edebiyata yöneldi. 1962'de ‘Dilin Gücü'yle başlayıp dünyayı, felsefeyi, kültürü sorgulama serüvenini denemeler şeklinde kitaplaşırdı. 1960'lardan itibaren yazıları yurt dışında yayımlanarak tanınmaya başladı. 1966'da bursla Almanya, 1970'te Fransa ve İngiltere üniversitelerinde çalıştı. 1979 – 1981 arasında Almanya'da, Wuppertal Üniversitesi'ne konuk profesörlük yaptı. Almanya'nın Wuppertal Üniversitesi'nde Mantık, Dil, Sanat, Kültür Felsefesi ağırlıklı dersler verdi.
1992 yılındaki emekliliğinin ardından Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Felsefe tarihi dersleri vermeye başladı. 2002 yılında YÖK tarafından yeniden üniversiteyle ilişiği kesildi.
PEN (Dünya Yazarlar Birliği), Türk Dil Kurumu ve Türk Fizik Demeği'nin üyeliklerinde de bulunmuş olan Nermi Uygur, Dağcılık Kulübünün ilk üyelerinden olup, felsefede denemeci anlayışın öncüsü sayılmaktaydı.
Nermi Uygur'un, Türkçe dışında Almanca, İngilizce ve Fransızca yapıtları da bulunmaktadır.

Eserleri

• Edmund Husserl'de Başkasının Ben'i Sorunu, 1958
• Dilin Gücü, 1962
• Felsefenin Çağrısı, 1962
• Dünyagörüşü, 1963
• Güneşle, 1969
• İnsan Açısından Edebiyat, 1969
• Türk Felsefesinin Boyutları, 1974
• Kuram-Eylem Bağlamı: Çözümleyici Bir Felsefe Denemesi, 1975
• Dil Yönünden Fizik Felsefesi, 1979
• Yaşama Felsefesi, 1981
• Kültür Kuramı, 1984
• Bunalımdan Yaşama Kültürü, 1989
• Çağdaş Ortamda Teknik, 1989
• İçi Dışıyla Batı'nın Kültür Dünyası, 1992
• Tadı Damağımda: Bir Okur-Yazarın Kitap Okuma Serüvenleri, 1995, 1996
• Salkımlar, 1998
• Dipten Gelen, 1999
• Denemeli Denemesiz, 1999
• İçimin Sesi 2001
• Eşekler, İkindiler, Yetişimler

Nurettin Topçu

Nurettin Topçu (1909–1974). Türk yazar ve fikir adamı.
1909’da İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesini bitirdi. Lise'de felsefe ile ilgilendi. Burs ile Fransa’ya üniversite okumaya gitti. Burada Maurice Blondel, Remzi Oğuz Arık ve Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu ile tanışır. Ünlü düşünürlerimizden Hasan Tufan'ın Felsefi akımından etkilenen Topçu Türkiye'de çıkardığı derginin adını da Hareket Felsefesinden ilhamla "Hareket" olarak koydu. Üniversite eğitimini tamamladıktan sonra Sorbonne'da doktorasını yaptı.
Türkiye’ye döndükten sonra Galatasaray Lisesi'nde felsefe öğretmenliği yapmaya başladı. Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde öğretmenlik mesleğini sürdürdü.
1974’te yaş haddinden emekliye ayrıldı. Emekli olduktan sekiz ay sonra vefat etti.

Eserleri
• İsyan ahlakı
• Yarınki Türkiye
• İslam ve İnsan
• Ahlak Nizamı
• İradenin Davası
• Mehmed Akif
• Felsefe
• Büyük Fetih
• Bergson
• Amerikan Mektupları Düşünen Adam Aranızda
• Ahlak
• Devlet ve Demokrasi
• Sosyoloji
• Millet Mistikleri
• Psikoloji
• Mantık
• Mevlana ve Tasavvuf
• Reha
• Kültür ve Medeniyet
• Taşralı
• Varoluş Felsefesi Hareket Felsefesi
• Var Olmak
• Türkiyenin Maarif Davası

Nusret Hızır

Nusret Hızır (1899 – 1980) Türkiye’nin önde gelen felsefecilerindendir.

Nusret Hızır 1899’da İstanbul’da doğdu. Almanya’da fizik, matematik ve felsefe öğrenimi gördü. 1934’te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde Hans Reichenbach’ın asistanı oldu. 1937–1942 arasında Türk Tarih Kurumu’nda uzman olarak çalıştı. 1942’de dışarıdan doçentlik sınavı vererek Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde öğretim üyesi oldu. 1941–1948 arasında Dünya Klasikleri’nin çevrilmesinden sorumlu kurulda bulundu. 27 Mayıs 1960’tan sonra üniversiteden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesi arasında o da vardı. 1963’te Paris’te Yüksek Öğretmen Okulu’nda (École Normale Supérieure) felsefe dersleri verdi.
1962’de yeniden göreve çağrıldığı Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ndeki derlerini ve Türk Tarih Kurumu’ndaki danışmanlığını, emekliye ayrıldığı 1968 yılına kadar sürdürdü. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu’nda, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde felsefe ve mantık dersleri verdi. Türkiye’de mantık ve bilgi felsefi üzerine kurulu bir felsefe anlayışının yerleşmesinde önemli payı olan Nusret Hızır, 1945’te kısa bir süre Ant dergisinde yayımladığı yazılarında faşizmin kaynaklarına ilişkin tezler ileri sürdü.
1949-1950’de Yaprak dergisinde çıkan yazılarında ise felsefe kavramlarına açıklık kazandırmaya çalıştı. Erasmus, Leibniz, Nietzsche gibi bazı düşünürlerin yapıtlarını Türkçe’ye çevirdi. Dergi yazılarının bir bölümünü 1976’da Felsefe Yazıları’nda topladı ve bu yapıtıyla 1977’de Türk Dil Kurumu Deneme Ödülü’nü aldı. Ölümünden sonra asistanı Füsun Akatlı tarafından derlenen öteki yazıları Bilimin Işığında Felsefe ve Geride Kalanlar adıyla basıldı. Füsun Akatlı’nın “Çağdaş ve Çağcıl bir Rönesans adamıydı” dediği Hızır, felsefe, mantık, fizik, matematik dışında tarih, dil, müzik ve edebiyat alanlarında da büyük bir birikime sahipti.
Nusret Hızır 8 Mart 1980'de İstanbul’da öldü.

Eserleri
• Felsefe Yazıları (1976)
• Bilimin Işığında Felsefe (1985) (Ölümünden sonra Füsun Akatlı tarafından derlenen makalelerini içeren kitap.)
• Geride Kalanlar (1987) (Ölümünden sonra Füsun Akatlı tarafından derlenen notlarını içeren kitap


Teo Grünberg

Teo Grünberg, Türk felsefecisidir ve yazardır. 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Çok az sayıdaki Aşkenaz Musevilerindendir.
1964’te İstanbul Üniversitesi’nden felsefe doktora derecesi aldı, 1966’da ODTÜ Beşeri İlimler Bölümü’nde göreve başladı; 1967 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Lise Modern Mantık Reform Komisyonu üyesi, 1967–1976 yıllarında lise felsefe öğretmenlerine hizmet içi modern mantık yaz kursları öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979 yılında profesör oldu.
1982-1983’te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nün, 1983-1994’te ODTÜ Felsefe Bölümü’nün başkanlığını yürüten ve 1994’te emekli olan Teo Grünberg, 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. Halen ODTÜ Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Bir bölümü uluslararası dergilerde yayınlanmış otuzu aşkın makale ve bildirisi ile on beş kitabı bulunan Teo Grünberg, Türkiye Felsefe Kurumu, Türk Felsefe Derneği ve European Society for Analytic Philosophy üyesidir.

Eserleri
• Epistemik Mantık Üzerine Bir Araştırma
• Anlam Kavramı Üzerine Bir Deneme
• Felsefe ve Felsefi Mantık Yazıları
• Modern Logic
• Mantık Terimleri Sözlüğü
• Sembolik Mantık El Kitabı 1. Cilt Temel Mantık
• Sembolik Mantık El Kitabı 2. Cilt Özel Mantık Sistemleri
• Sembolik Mantık El Kitabı 3. Cilt Sembolik Mantığın Uygulamaları
Sembolik Mantık El Kitabı 3 Cilt Takım Temel Mantık / Özel Mantık Sistemleri / Sembolik Mantığın Uygulamaları

Teoman Duralı

1947'de Zonguldak'ta doğdu. İstanbul Üniversitesi'nde biyoloji ile felsefe alanlarında öğrenim gördükten sonra adı geçen yükseköğrenim kurumunun Felsefe bölümünde 1975'ten beri öğretim üyesidir. Kazakistan’da hizmet veren Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde de bir süre görev yapmıştır. Küreselleşme karşıtı duruşuyla dikkat çekmektedir.

Eserleri
• Canlılar Sorununa Giriş (İstanbul 1988)
• Biyoloji Felsefesi (Ankara 1992)
• Aristoteles’te Bilim ve Canlılar Sorunu (İstanbul 1995)
• A New System of Philosophy-Science from the Biological Standpoint (Peter Lang; Vienna, Bern, New York 1996)
• Felsefe-Bilim’e Giriş
• Çağdaş Küresel Medeniyet - Çağdaş Küreselleştirilen İngiliz-Yahudi Medeniyeti

“Küresel Medeniyet’in asıl gayesi, insanı düşünemez hâle sokmak; düşünmeyi uyuşturmaktır. Zaten uyuşturucu madde bu medeniyette çok sivrilmiş bir unsurdur.” Teoman Duralı




Kaynakça

• http://tr.wikipedia.org
• http://www.felsefe.gen.tr
• http://www.genbilim.com/content/view/1313/90/
• http://www.tfk.org.tr/
• http://www.tufed.org/wb/
• http://www.ihsanfazlioglu.net/yayinlar/makaleler/Turk_Felsefe-Bilim_Hayatinin_Cercevesi.pdf
• http://w3.gazi.edu.tr/~iarslan/cagdasturkfelsefecileri.doc
• http://dusundurensozler.blogspot.com/2010/02/osmanli-ve-turk-felsefe-gelenegi_24.html

Benlioğulları
Admin

Mesaj Sayısı : 13
Kayıt tarihi : 26/06/10

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz